Bir kitap tutuyorum elimde. Adı Solu-Can. Bu kitabı henüz yayınlanmadan okuma ayrıcalığım oldu. İletişim sürecinde çalışma ayrıcalığım oldu. Hermafrodit canlı solucandan yola çıkarak, kadını ve erkeği onun bedenindeki iki ruh olarak anlatıyor Çağlar Çabuk. Ama hep kavga halinde Solu ve Can. Neden başladı bu kavga? Bitecek mi acaba? Çağlar’a soralım.

Evet Solu ve Can kavga halinde tıpkı toplumdaki kadınlar ve erkekler arasında olduğu gibi. Kavganın neden başladığının ise tek cümlelik bir cevabı yok. Ama bugün yüzeyde gördüğümüz çatışmaların tümünü oluşturan bir temelden söz edebiliriz. Bunu da insanlığın çağlar boyunca geçirdiği evreleri bilirsek anlayabiliriz. Yani sorunun doğru yanıtı sosyoloji biliminde yatıyor. Bugünkü toplumun koşullandırmalarının etkisinden kurtulmanın en basit yolu ise konuyu bir insan hakları meselesi olarak ele almak.

Bütün uluslararası sözleşmelerde ve anayasamızda da yer alan cümle “insanların dil, din, ırk, CİNSİYET… farkı olmaksızın EŞİT OLDUĞU.

Senin kariyerin aslında bir savaş muhabirinin kariyerini andırıyor. Mobingle uğraştın yıllarca ve şimdi toplumsal cinsiyet? Kısaca anlatır mısın seni Solu-Can’a taşıyan yolculuğu?

Hani her gün –haber kanallarında bile- magazin sosuyla izlemek zorunda kaldığımız kadına yönelik aşağılamaların, şiddetin altında yatan sosyal gerçek: ERKEK TOPLUM.

Bu acı gerçeği deşmek, ister erkek olalım, ister kadın, hepimizin yaşamak zorunda olduğumuz yüzleşmeyi biraz daha hızlandırmak amacıyla yazdım Solu-Can’ı.

İnsanlar, sadece ülkemizde değil, dünyanın çok büyük bir bölümünde, yaşam kavgasını güçlüklerle sürdürebiliyor. Yorucu, yıpratıcı bir işgününün sonunda evine ulaşıp sızlayan bacaklarını biraz uzatabildiğinde artık acı haberler, felaketler görmek, dinlemek, izlemek istemiyor. Sudan magazin haberler, ıvır zıvırla dolu diziler bu anlarında ve bu duygular içindeyken esir alıyor onları. 

Yani işimiz zor. Biz, acı çekenlerin derdini, işte bu durumdaki insan çoğunluğuna iletmenin ve onları değişime katmanın yollarını bulmak, yoksa da üretmek zorundayız.

İster politika, ister medya, ister edebiyat ve sanat dallarında, ister hukukta, nerede olursa olsun, hangi dille olursa olsun, boğuşmak ve alt etmek zorundayız, iliklerimize işlemiş bu çağdışı erkek egemen söylemleri ve eylemleri.

Bu nedenle yazıyorum, konuşuyorum. 

İnsanlara çok yalın bir dille, elimden geldiğince tatlı bir dille anlatmaya çalışıyorum gördüklerimi, duyduklarımı, düşündüklerimi. Ve işim gereği, onlara ahkam kesmemeye özen gösteriyorum. Biz bilimsel gerçekleri önlerine serelim, yollarını bulmak ve seçmek onların hakkı. 

Solu ve Can’ın kavgasının sence esas nedeni nedir?

Çok kısa bir yanıt vereyim. Neredeyse 6000 küsür yıldır gücü elinde tutanın yani erk sahibi erkeğin tek söz sahibi olmak ayrıcalığını bırakmak istememesi.

Toplumsal Cinsiyet arkaik bir problem, mağarada başlıyor kodlama. Sence uygarlık bu kadar köklü bir sorunu çözmeye yeter mi?

Uygarlık dediğimiz görece kavram sorunları çabucak çözmeyi başarabilseydi bugün bunları tartışıyor olmazdık. Ancak unutmayalım ki insanlık ve onun türevi olan uygarlık (?) çağlar boyunca bitmeyen bir evrim yaşıyor ve bu evrimin yönü giderek gelişen ve yaygınlaşan temel haklar ve özgürlükler yönünde. 

Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet alanında yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsun, önerilerin neler olur?

Hiç kuşkusuz bu hakların yasalarla güvence altın alınması ilk ve olmazsa olmaz bir şart. Bu noktada yapılan değişikliklerin, cumhuriyetin ilk yılları hariç yönetici kadroların iradesiyle değil, sosyal değişimler ve mağdurların diretmesiyle elde edildiğini düşünüyorum. Şu anda ne yazık ki hala bu noktadayız.

Ancak hak ve özgürlüklerin yasalarda yer alması ile bunların hayata geçirilmesi ve topluma mal olması için çok yönlü çabaların harcanması gerekiyor. İnsanların küçük yaştan başlayarak sürekli eğitilmesi yönetimlerin sorumluluğunda. Ama onlar bu sorumluluğu yerine getirmiyorsa sivil toplumun sivil toplumun sorumluluğu bitmiyor. Birey olarak hepimize her alanda düşen küçük veya büyük görevler var. 

Daha güzel bir dünya yaratmak için sen neleri değiştirmek isterdin?

Dilde cinsiyetçi söylemlerin olmadığı bir temizlik seferberliği yapardım.

Okullarda bağımsız birey olmayı, insan haklarını ve eşitliği öğreten bir eğitim sisteminin yerleşmesini sağlamak isterdim.

Bu konuda özellikle kadınların erkek toplum tarafından kendilerine dayatılan sınırlara direnmesi için ayaklarının üstünde durmalarını sağlayacak sosyal politikalar geliştirmek isterdim.