Onu ilk kez gördüğümde bir sosyal sorumluluk projesi ile ilgili fikir alışverişi yapıyorduk. Belki de hayatımda ilk kez genç bir kıza bakıp, “Ah Tuna da böyle biri olsa keşke!” dedim, itiraf ediyorum. Mine’nin ağzından KODA ve planlar… Çok keyifle, gururla okudum ben, eminim sizdeki etkisi de bu olacak.

Mine, seni KODA’ya getiren iç yolculuğunu anlatır mısın bize biraz?

Kendimi bildim bileli toplumsal adalete dair bir şey yapmak, dünyanın bir parçacık olsun daha iyi bir yer olması için katkıda bulunmak arzum vardı. Küçükken, hatta aslında üniversite yıllarımın ortalarına kadar bunun yolunun politikadan geçtiğini düşünüyordum. Bu nedenle üniversitede de hiç düşünmeksizin Siyaset Bilimi okumayı seçmiştim. Sonra üniversite yıllarımda ilgimi çekenin günlük siyasetten çok adalet nedir, nasıl testi edilir, özgürlük nedir, demokrasi nedir gibi sorulara cevaplar aramak olduğunu ve bir yandan da teoriyle gerçek hayat pratiğini iç içe geçiremezsem sadece kitap defterler arasında bu sorulara cevaplar bulmanın beni tatmin etmeyeceğimi fark ettim. Bir yandan da lise yılarımdan beri bazen gönüllü bazen biraz para kazanabilmek için, çocuklarla eğitsel çalışmalar yapıyordum. Çok da seviyor, kendi kendime eğitim adına okumalar, araştırmalar yapıyor, özellikle çocuk merkezli, alternatif eğitimle ilgili çalışan gruplara destek oluyordum. Yaptığım işleri çok sevmekle beraber sadece şehirde, aslında birçok yönden avantajlı çocuklarla çalışıyor olmak kısmının içimde yarattığı ince bir rahatsızlık duygusu vardı. İçsel olarak böyle bir süreçten geçerken kafamda “acaba köydeki çocukların daha bütünsel ve kaliteli bir eğitim almaları için bir şeyler yapabilir miyim?” sorusu doğdu. Çocukluğumun büyük kısmı Yalova’daki kendi köyümüzde ve anneannemin Sakarya’daki köyünde geçti; annem ve babam hala aynı köyde yaşamaya devam ediyor. Dolayısıyla köyle ilgili duygusal bağım, iç motivasyonum zaten oradaydı. Önce bizim köyde ufak bir şeyler yapma niyetindeyim. Ama süreç sonrasında çok farklı gelişti, O ilhamla gelen ilk soru, yeni sorular doğurdu, beni yeni insanlarla tanıştırdı, yeni kapılar açtı ve o sorunun peşinden bugüne kadar geldik.

Ve KODA’nın geldiği ve gelmek istediği nokta nedir? Neler yapıyorsunuz?

KODA, yani Köy Okulları Değişim Ağı, köy öğretmenleri ve gönüllüler olarak olarak köy okullarında okuyan çocuklar kırsaldaki koşullara uygun, daha kaliteli ve bütünsel bir eğitim alabilsinler diye çıktığımız bir yolculuk. Binbir emekle Aralık 2016’da kurulmuş genç bir derneğiz. Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz iki temel faaliyet vardı: Çocuk Atölyeleri ve Öğretmen Buluşmaları. Çocuk Atölyeleri programımızda, köy okullarında sanat ve oyunla daha iç içe, çocuğun sadece akademik değil sosyal, duygusal, fiziksel, ruhsal yönleriyle de gelişimini destekleyecek, diğer köy okullarına da örnek olabilecek içerikler hazırladık. Muş, Kastamonu, Samsun, Sivas, Bayburt, Beykoz’da farklı köylerde ayda bir gönüllü ekiplerimizle köylere giderek bu çocuk atölyelerini uyguladık. Bir yandan da gittiğimiz bölgelerde ayda bir gönüllü köy öğretmenlerinin bir araya gelip hem birbirlerinden hem de buluşmaya katılan uzman kişiden destek alabildikleri öğretmen buluşmalarını düzenledik. Sabancı Vakfı Hibe Programları’nın desteği ile Şanlıurfa (Harran)’da yürüttüğümüz Birleştirilmiş Sınıflar İçin Birlesmiş Öğretmenler isimli projemizde ise Öğretmen Buluşmaları’nın yanısıra birleştirilmiş sınıflı 5 köy okulunda öğretmenlerle beraber ihtiyaç analizleri yaptık, eylem planları geliştirdik, her ay onları ziyaret ederek süreci takip ettik, öğretmenleri farklı gönüllü etkinliklerle ve bağışçılarla buluşturarak destekledik, hatta planda hiç yokken 5 köyü tek bir köyde bir araya getirip bir de Cümbür Cemaat Çocuk Festivali’ni düzenledik:) Önümüzdeki yıl, Çocuk Atölyeleri programımızı 3 bölgede Eğitim Fakültesi öğrencileri ile gerçekleştirmeye devam etmek istiyoruz. Bu şekilde geleceğin köy öğretmenlerinin daha köy okullarına atanmadan köyde anlamlı bir çocuklarla çalışma deneyimi kazanmalarını sağlayacağız. Öğretmenlerle yaptığımız çalışmaları ise Yerel Öğretmen Toplulukları programı altında toplayıp devam ettireceğiz; köy öğretmenlerinin birbirlerine akran mentörlüğü yaptıkları bir modeli uygulamaya geçirmeye çalışacağız. Bir yandan da İçerik Geliştirme çalışmalarımıza bu yıl ağırlık vereceğiz. Hem 2019 yazının sonuna kadar mesleğe yeni başlayan köy öğretmenleri için bilgiler, öğretmenlerden ve uzmanlardan tavsiyelerden oluşan bir el rehberi hazırlayacak hem de birleştirilmiş sınıflı köy okulları için MEB kazanımlarına hitap eden farklı sınıf içi etkinliklerden oluşan bir etkinlik kitabı hazırlayacağız. Amacımız, tüm bu çalışmalarımızla köy okulları için somut örnek uygulamalarla yeni bir eğitim vizyonu ortaya koymak ve bu vizyonu gerçeğe taşıyabilecek gönüllü ve öğretmenlerden oluşan topluluklar oluşturmak. 

Şu an itibariyle elimizde şu olanaklar olsa çok iyi olur dediğin neler var?

Elimizde hangi olanaklar olsun isterdim? Günler 24 değil 48 saat olsun isterdim:) Daha gerçekçi olmak gerekirse gelir kaynaklarımızı daha uzun vadeli olarak öngörebilmek isterdim. Sivil toplum kuruluşlarına verilen fonların çoğunluğu dönemsel, proje bazlı fonlar oluyor, bu durum uzun vadeli ve daha bütünsel işler yapmayı zorlaştırıyor. Dolayısıyla küçük de olsa bize düzenli bağış yapan çok daha fazla kişinin olabilmesini isterdim. Onun dışında bu aralar kendimize Kadıköy, Üsküdar civarlarında bir ofis arıyoruz, KODA’nın güzel yuvasını bir an önce bulabilmek isterdim.

Dünya nasıl daha iyi bir yer olur?

Bireyler daha iyi oldukça ve herkes içindeki iyiliği daha çok paylaşabildikçe dünya da daha iyi bir yer olacak. İyinin ne olduğu sorusunun cevabı ise bence herkesin kendi içinde gizli. Hepimiz bir yandan çok aynı bir yandan ise çok başkayız. Kalbimizi kıpır kıpır ettiren şeyler her ne ise onları takip edebildiğimizde, kendi yolumuzu fark edip o yoldan gitme cesaretini gösterebildiğimizde dünyaya bir parça kendi rengimizden katabiliyor ve dünyayı daha güzel bir yer haline getirebiliyoruz. Ve elbette umudumuzu kaybetmemek, sabırlı olmak, yalnız olmadığımız hatırlamak çok önemli. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmenin çok uzun soluklu, yüzlerce insan ömrünü aşan bir yolculuk olduğunu, kocaman değişimlerin ancak ilmek ilmek örerek mümkün olduğunu tekrar tekrar kendimize hatırlatmak gerek.