Onu tanıdığımda öğrenciydi. Üstelik benim müşterimdi. Orası başka bir hikaye ama esas olan o ve arkadaşları, kimsenin almadığı bir sorumlulukla ajansta uzun zamanlar geçirirlerdi. Sonra büyüdüler, başka yolculuklara daldılar. Burcu ile yolumuzu yine kesişti işte. Bilinçli bir farkındalık gelmiş üzerine… Ve hatta kendisine bunu iş edinmiş. Oysa çok iyi bir bankaya girmemiş miydi bu kız? Hani uluslararası, herkesin hayalini kurduğu bankalardan birine? Ne oldu sonra? Soralım.

e33b41e1-6390-4666-9ef0-d3f3ea10588d-1-225x300 Burcu Yapar Uç

Herkesin hayalini kurduğu bir noktada genç bir kadınken kurumsal yaşamı sildin attın.Ne oldu?

Harika şeyler oldu, oluyor..:) Kurumsal hayat bana pek çok farklı geçmişten gelen insanla tanışma şansı verdi. İnsan ilişkilerimi geliştirme, farklı kültürlerle bir arada çalışabilme şansı, çünkü uluslararasılığı yüksek bir işte çalışıyordum. Fakat hep hissettiğim bir eksiklik vardı. Yaptığımın işin odağında direk olarak ‘insan’ olmaması. Bunun üzerine stresli iş ortamı eklenince, kurumsal hayatın artık kalmak istemediğim bir yer olduğuna karar verdim. Yaşadığım her tecrübenin, tanıdığım her insanın yanıma kar kaldığını bilerek kurumsal hayattan ayrıldım ve 40+ yaşlarda yapmayı hayal ettiğim işi yapmak için en doğru zaman olduğunu gördüm. Böylece Mindful Mind danışmanlık şirketi ortaya çıktı.

Nedir Mindfulness?

Var olabilmektir Mindfulness. Peki var olmak nedir? Buradayım işte fiziki olarak, var olmuş olmuyor muyum? Sadece bedenen burada olmakla aslında var olma halinde değiliz tam olarak, hayat gailesi içinde koşturup dururken, hayata dair çok şeyi kaçırıyoruz. Mindful olabilmek hayatı her anıyla yaşayabilmektir. İçtiğin kahvenin kokusunu duyarak, yediğin yemeğin lezzetini her lokmada hissederek, konuştuğun kişinin gözlerinin içine bakarak konuşabilmek, ağladığında gözyaşlarını yanaklarında hissetmektir. Kendin için ve diğerleri için mevcut olabilmektir.

Mindfulness aslında iki kelimenin birleşiminden oluşur, Mind (Zihin) – fulness (Bütünlük). Bu durumda sormamız gereken soru, Zihin nedir? Modern tıp zihni, beyin fonksiyonlarının bir çıktısı olarak tasvir eder. Bu akım Hipokratla başlayıp sonra modern Psikolojinin babası William James ile devam etmiştir. Gerçekten o kadar basit olabilir mi? Zihin, beynin çıktısı olarak kabul edilebilir mi? Interpersonal Neurobiology (Kişiler Arası Nörobiyoloji) disiplinin kurucusu Dan Siegel, şöyle tanımlar zihni; beyin, diğer insanlar ve çevre arasında sürekli yer değiştiren enerji ve bilgi akışının düzenleyicisidir zihin. İnsanlar arasında bilgi geçişi aslında enerjinin yer değiştirmesidir. İnsan beyninde nöral ağlarda ateşleme ile ortaya çıkan elektrokimyasal enerji, ses tellerimiz arasındaki hava moleküllerinin çarpışmasıyla ses enerjisine dönüşür, havada titreşimler halinde salınır, kulaklarımıza ulaşır, ve bu enerji bizim beynimizde yeniden elektrokimyasal bir enerjiye dönüşerek bilgi haline gelir. İnsan için herşey enerjinin sürekli dönüşerek, bilgi haline gelmesi yoluyla anlam bulur. Zihin bu sürecin düzenleyicisidir. Zihin ilişkilerle şekillenir, ilişkiler kültürle. Benim zihnim aslında sadece benim olmanın ötesinde içinde yaşadığım dünyanın çıktıları ile sürekli yeniden şekillenen bir yapıdır. Yani yaşadığımız çevreden bağımsız değiliz. Aynı şekilde benim zihin durumum diğerlerinin zihin durumunu etkileme ve değiştirme gücüne sahip.

Bu bahsettiğim şey matematiksel bir ifade olan Kompleks Sistemlerden geliyor. Her birimiz kendimizden daha büyük bir sistemin parçasıyız ve hiçbirimiz birbirimizden bağımsız değiliz. Benim için Mind (Zihin) – fulness (Bütünlük) Bütünsel Zihin demek, kendinin ve diğerlerinin bu bağlamda bütün olduğunun farkında olmak.

Kurumlara ne etkisi olur?

Harika etkileri olacağına eminim. Dünyada kendi sektörlerinde önde gelen pek çok global şirketin Mindfulness’ı kurum kültürünün bir parçası haline getirmek için attıkları adımların sonuçlardan, gerçekleştirdikleri programlardan haberdar oldukça, buna inancım daha da artıyor.

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, teknoloji ile gelen değişim artık belirleyici unsur halinde. Bu değişime adapte olabilenler hayatta kalırken, diğerleri yok olmaya başlıyor. Bu değişim maalesef şartları her zamankinden daha zor hale getiriyor. Teknoloji bir yandan hayatı kolaylaştırıp, diğer tarafta insanı daha çok çalışmaya mecbur kılıyor ve bu süreçte ‘insan’a ne olduğunu pek de konuşmuyoruz. İnsan bu adaptasyon sürecinde nerede konumlanıyor, bu değişim insanı nasıl etkiliyor? Bu sorulara yanıt vermek için, bildiğimiz yöntemler artık yeterli değil.

Geleneksel yöntemlerle insanı yönetmek anlayışıyla bu yaşanan değişim sürecinin başarılı olamayacağı aşikar. O yüzden insanı merkeze koyan yeni bir anlayış eski yöntemlerin yerini alıyor dünyada. Yeni dünyaya adapte olan kurumsal şirketlerin ihtiyacı olan insan daha bütünsel bakabilen, kapsayıcı, karşısındakinin yerine kendini koyabilen, kendi gibi olabilen otantik liderler. Bu zamana kadar insanların yaptığı pek çok işi artık yapay zekanın yapacağı dönemlere girmeye başlıyoruz, bu dönemde gerçek insan teması her zamankinden daha önemli hale gelecek. Birbiri için mevcut olabilen, empati ile yaklaşabilen, diğerlerinin farkında olan liderlerin kurduğu güven ortamı en önemli ihtiyaç olacak.

Bunun literatürdeki karşılığı EQ – Duygusal Zeka. Duygusal Zeka aslında üzerinde çalıştığımızda arttırabildiğimiz bir pratik ve yolu bir nevi Mindfulness’dan geçiyor, kendinin ve diğerlerinin farkında olmak, yani mevcut olmak. 4.

Dünya nasıl daha güzel bir yer olur?

Aristo’nun harika bir sözü var; ‘Bütün, parçaların toplamından daha büyüktür’. Bu aslında Kompleks Sistemleri de tanımlayan harika bir söz. Kompleks bir sistemde, sistemin her bir parçası kendi içinde otonom olarak çalışır, kendi sorumlulukları vardır ve diğer parçalarla sürekli konuşur, hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. Aynı insan gibi ve aslında doğada var olan herşey gibi. Kompleks sistemde 1+1=2 değildir, belki 3,4,5 veya çok daha büyüktür. İnsan olarak bizden daha büyük kompleks sistemlerin birer parçasıyız; içinde yaşadığımız toplum, üzerinde yaşadığımız bu gezegen. Ne zaman tam olarak bunu fark ettiğimizde, birşeyler değişmeye başlayacak. Ben-sen ayrımının kendisinden ayrışmaya başlayacağız. Dünyada birilerinin kazanması için birilerinin kaybetmesinin zorunlu olmadığı, yeni düzenler kurulmaya başlandıkça, herkesin kazandığı bir düzeninin bu gezeni sürdürülebilir kılmak için tek şansımız olduğunu fark ettikçe, dünya değişecek ve daha güzel bir yer olacak.

Sen de bana bir soru sor:)

Almadan vermek olmaz anlayışının hakim olduğu bir dünyada yaşarken, sen almanın peşinde olmadan nasıl oluyorda hep vermenin peşindesin? 😊