Yüzünde, olağanüstü gözlerinde, çizgilerinde ve heykellerinde gördüğünüz dünya dışı varlık hissini, tanıştığınızda iliklerinize dek yaşıyorsunuz. Azime bana dönüp “Ben bir Elf’im” deseydi hemen inanırdım. Bir de ikizi var O’nun. Ben hiç ikisini birlikte görmedim. Nasıl bir etkileri olduğunu birlikte ürettiklerinde görebiliyorum. Sorularım ve yanıtlarla Azime Önlü.

Bana seni ve diğer yarını kısaca anlatır mısın? Nasıl bir hikaye sizinki?

İnsan insana benzer derler ama tek yumurta ikizleri daha çok benziyor herhal:) Sanki bana diyorsun ki, “Böbreklerini, ellerini, kulağının arkasını falan anlat”… İkizim, kendimi bildim bileli de bilmeyeli de benimle ben olmuş, benden ayrı bir organım, bir anlamda ben yani. O yüzden birimizi de ikimizi de anlatmak aynı mesafede kolay ve zor. Anamızın çatlatacak kadar büyüttüğümüz karnının içinde belki de ilk oyuncağımız göbek kordonumuz bile bizim dahi hatırlamadığımız, tek ikimizin yaşadığı, bir sır hâlâ:) Hâlimiz ahvalimiz böyleyken, özcesi varlığımı hissettiğim ilk andan itibaren hep hayatımda olmuş, olacak en hakiki oyun arkadaşım, sırdaşım, karındaşım o benim.

10906175_410901749064500_7720150305941922238_n-300x225 Azime Önlü

Azime-Azize Önlü

Ne anlatmaya çalışıyorsun yaptığın işlerle? Sen bu gezegendeki hikayenin neresindesin?

Resimlerimiz daha çok günlüğümüz gibi, spontane, kişisel duygu ve düşüncelerimizle ilgili. Ama heykellerimize yüklediğimiz manâ çok daha farklı. Kişisellikten epeyce öte evrenin bir parçası olduğumuzun bilincinde, daha yoğun esrimeyle ürettiğimiz çalışmalar. Normalde başka bir iş yaparken hayatımızın amacı gibi asılmayız her işe. Hatta çok gevşek ve kanaatkârız. Bugün ne yiyeceğim, ne giyeceğim, bir iş yaparken ne kadar kusursuz yapacağım gibi ekstra hırslı bir çabamız olmadı hiç. Bir çok ihtiyacımızı ortalama bir standartla giderip tatmin olabiliriz. Fonksiyonel bir kullanım eşyası yapsak, kullanım amacına uygunluğu, estetiği gibi değerleri varsa “evet bu yeterli” diyebiliriz. Fakat heykel yaparken öyle mi ya! Konu heykel olunca sonsuz misyon taşıyoruz sanki.  Canlı cansız her varlıkla ortak veya ayrılan bedenimizi ruhumuzu, geçmişe ve geleceğe dair sonsuzluk hissiyatımızı, duruşumuzu, kaygılarımızı, beklentilerimizi her şeyi mikroçip gibi ona yüklemeliyiz gibi.  Bilinçli şekilde yok edilmeyeceği sürece ebeveynleri öldükten sonra da yaşayamasını garanti etmek istediğimiz çocuklar onlar. Geçmişten aldığımız bilginin borcunu geleceğe geri ödemek gibi ciddi bir mesele. O yüzden başka bir dilde, başka bir kültürde, başka bir çağda olsalar dahi, başlarında bir tercüman olmadan onlar kendi kendilerini anlatabilmeliler. Çağımıza tanıklığımızın, duygu ve düşüncelerimizin, insanlık birikiminden edindiğimiz bilgilerin en yoğun kesiti olarak ruhumuza dair konuşabilmeliler. Onlar konuşabildiği müddetçe bizim hikayemiz de devam edecek. Eğer onlar yoksa, hikayenin içinde bugün de yok gibi olacağız.

10906175_410901749064500_7720150305941922238_n-300x225 Azime Önlü

Vuslat / Azime-Azize Önlü

Çalışmalarınızdaki ortak dili nasıl buluyorsunuz? İki sanatçı tek iş üzerinde nasıl çalışabiliyor?

Ortak dili bulmakla alâkalı ne bir kaygımız, ne de bir çabamız oldu. Çünkü o ortak dil hep vardı. Normalde başkalarıyla aynı iş üzerinde çalışmayı tasavvur bile edemezken, Azize’yle, nasıl ki hiç bir organımızı fazlalık gibi hissetmiyorsak birbirimizin varlığını da o bütünlükle algılıyoruz. Beraber çalışmamızdaki uyumu yarasalara benzetmişizdir hep. Yarasalar gözleri görmediği halde son hızla uçarken bir duvara çarpmalarına ramak kala titreşimi hisseder ve çarpmadan çark eder ya, bizim de aynı heykel üzerindeki senkronizasyonumuz yarasa uçuşu gibi öğrenilmiş değil varoluşsal sanki. Birbirimize hiç dokunmadan, rahatsız olmadan tıkır tıkır ritmik çalışabiliyoruz. Hatta ikimiz çalışırken iki kişiden fazla gibi oluyoruz sanki. Azize, Azime ve ikizler:)

10906175_410901749064500_7720150305941922238_n-300x225 Azime Önlü

Empati / Azime-Azize Önlü

Mutlaka yapmalıyım dediklerin…

Belki çok klişe gelecek ama bende çoğu insanın hayalini düşlüyorum. Dünya da gezebileceğim kadar yer, yurt, insan, bitki, hayvan görmek, tanımak isterdim. Ama bunu bir karavanla gerçekleştirmek şartıyla. Öyle bir dizaynı olmalı ki, çalışma tezgahım olabildiğince pratik kullanılmalı hep. Mesela Bergama Ören Yeri’ nde başladığım bir heykeli Kars’ ta Ani Harabeleri’n de bitirdiğimi düşün. Yol boyunca nice insanla, manzarayla, atmosferle, duyguyla karşılaşacak o iş. Diğer yandan da meraklıları bir işin üretim aşamasının herhangi bir kesitine tanık olabilecek. Dilerlerse bitmiş halini ya da aşamalarını netten takip edebilecek. Heykel de yolda olacak ben de. Beraber tamamlanacağız. :)

Dünya nasıl daha güzel bir yer olsun?

Bana göre ideolojilerin, bayrakların, dinlerin, türlerin hiç bir farkı ve ayrıcalığı yok. Biricikliğimiz kadar bir olduğumuzun da farkındayım. O yüzden hangi dava ya da inanç uğruna olursa olsun, hiç bir savaşın da savaşçının da, sembolün de kutsiyetine inanmıyorum. Dünya ok da dahil tüm silahların üretiminin, kullanımının yasak olduğu bir yer olsun. Her insan yavrusu çevre bilincine sahip olarak tüm türlerin yaşam hakkına ve alanına saygı dolu büyüsün. Havanın, suyun, doğanın, canlı cansız tüm varlıkların korunumu önceliğimiz olsun isterim.