Şehir Tiyatroları oyuncusu Yonca İnal’ı benim gözümde bir Bayankuş yapan şey, içindeki bitmez enerji. Çocuklarla ÇEB’de yaptığı işler, ÇEB’teki çocuklarla birlikte “özel çocuklara” yönelik çalışmalar yapması, bir oyun yazması aniden, bir şarkının sözlerini mırıldanıvermesi. Kızımın ilk öğretmeni oluşu ve kızına yaptığı harika annelik. Soralım yanıtlasın.

Annelikle başlayalım. O en önemlisi. Nasıl buluyorsun bu yolcukta yolunu?

En zor soru. Yolumu yolculuğun kendisinde içinde buluyorum, yol alırken… Samimiyetle söylemek isterim. Bazen kayboluyorum, bazen şahane buluyorum kendimi, bazen yoruluyorum, of  demediğim bir yorgunluk bu ama, neredeyse kendisinden güç aldığım bir şey. Kitap bilgisine çokça inanmıyorum, şöyle söyleyeyim ciddiye alıyorum ama hislerime daha çok güveniyorum, iç güdülerime. Mükemmel Anne olma meselesine gıcık oluyorum. Kızıma show yapmıyorum, etrafa da.  Kendim gibi olmayı seçiyorum. Kızım beni olduğum gibi görsün, olduğum gibi tanısın, sevsin istiyorum. Bu bana kalırsa Masal  Denizin de kendini bulmasında önemli bir yol. Her şeyden önemlisi çok şey öğrendiğim bir yolculuk annelik.

image6-300x300 Yonca İnal

Yonca ve Masal Deniz

Oyunculuğu keşfetmek isteyen genç insanlara biraz anlatsana mesleğini? Kendi pencereni mutlaka katarak?

Elini sallasan oyuncuya çarpıyorsun artık Neslihan. Oyuncu olmak isteyen herkesin bir şekilde oyuncu olabileceğini sandığı ya da daha fenası olabildiği bir zaman bu zaman. O yüzden meslekle ilgili konuşurken de hep bi tedirgin oluyorum ben. Nasıl bir oyunculuktan bahsettiğimizi sormak gerek önce. Bir sektörden mi, show business den mi bahsedeceğiz. Ben işin o kısımlarını hiç bilmem. Ben sadece tiyatroda kalmayı seçmiş bir oyuncuyum. Yeni jenerasyonun tercihi çok bu yönde değil. Ya da en azından sadece bu değil. Yargıladığım için söylemiyorum. Hepsi yoldur, yöndür, kişiseldir. Bu yüzden ben oyunculuk meselesiyle ilgili sadece tiyatroda varolmak kısmıyla ilgili konuşabilirim. Dışarıdan bakıldığında oldukça eğlenceli ve kolaymış gibi görünen bir mesleğimiz var. Ama aslen büyük bir ciddiyet disiplin ve özveri ister. Hep sıfır  noktasına dönmek ve yeniden kendini var etmek zorundasındır. Her yere dikkatlice bakmak, iyi analiz yapmak, sürekli okumak, araştırmak gerekir. Ben genç meslektaşlarıma hep aynı soruyu sorarım. Ne olacaksın? 100 metre koşucusu mu maratoncu mu? Eğer maraton koşmaya karar verdiyse hayli acılı, meşakkatli bir hayat bekliyordur onu ama doğru yoldur bana kalırsa. İşte  o çocuklardan düzgün tiyatro insanları çıkar. Ama tabii benim penceremden bakınca böyle.

ÇEB de öğretmensin, yöneticisin. Çocuklar sana ne öğretiyor orada?

Çok şey. Öğrenmenin karşılıklı işleyen bir süreç olduğunu düşünüyorum. Öğrenme karşılıklı değilse orada gerçek bir öğrenme yoktur bana kalırsa. Oyunculuk bence mesleki deformasyonun en yoğun görüldüğü meslek. Kendini tekrar etmek, takılıp kalmak, numara yapmak, çok aktör, çok aktris gibi oynamak, hatta özel hayata taşımak bunu. Hayli tehlikeli ve hatta mutsuzluk getiren, çok da itiraf edilmeyen bir durumdur. Çocukların oyunculuk meselesini kavrayışlarındaki saf hal, o keskin akıl almaz sorular, tiyatroya bağlanışlarındaki coşku inanılmaz. Tekrar edeceğim ben çocuklardan daha çok şey öğreniyorum. Hem hayata hem de mesleğime dair. Her öğrencime minnettarım bu yüzden.

Güzel çocuklarını aldın ve “ güzel ve özel çocuklarla” çalıştırdın geçen sene? Nasıl bir deneyimdi?

Geçen sezon 40 Otizmli birey; 7_21 yaş skalasında, ve İBBŞT Çocuk Eğitim biriminden mezun olmuş bir grup öğrencimle “ Başka Dünyaların Ustaları” isimli bir sanat projesinde birlikte çalıştık. Proje 5 ay sürdü ve sonunda bir resim, bir fotoğraf sergisi ve müzik atölyesinin de dahil olduğu bir tiyatro oyunuyla sonlandı. ÇEB çocukları otizmli kardeşleriyle birlikte çalıştılar.

Hayatımın en zorlayıcı ve fakat en şahane deneyimiydi. Ben uzun yıllardır farklı gelişen çocuklarla çalışıyorum. Ancak 4 ayrı atölye ve neredeyse toplamda 80 kişiye yakın bir ekiple hiç çalışmamıştım. 40 otizmli birey, ÇEB den 15 mezun öğrenci, eğitimciler, psikologlar, yaratıcı ekip, aileler, koordinatörler, proje sorumluları…

Proje de hem tüm atölyelerden sorumlu sanat yönetmeni olarak çalıştım, hem de tiyatro atölyesini yürüttüm, “ Koridor” isimli oyunu yazdım ve yönettim. Soluk alamadığım zamanlar oldu. Mesuliyeti çok ağırdı. Çok şükür diyerek büyük bir mutluluk ve gururla bitirdiğim bir iş oldu.

Gurur derken beni, ekibi, koy bi kenara, çocuklarımla duyduğum gururdan bahsediyorum. Herbiri inanılmazdı.

ÇEB bu projeyle kardeş gibiydi. BDU nın çocukları ÇEB in oyunlarını izlediler, ÇEB in çocukları BDU projesinin oyunu “ Koridor” da  oynadılar. Her iki taraf da “ öteki “ olmakla ilgili çok önemli bir farkındalık geliştirdi. Hayata bakışlarının değiştiğini, güçlendiklerini, önlerine bambaşka kapıların açıldığını düşünüyorum. Hepimizin öyle.

Ne yapalım dünyayı daha güzel bir yer yapmak için?

Hayat çok hızlı, epey agrasif, çok çağrışımlı… Bu minvalde hızla değişti. Değişecek elbet, değişmeli de ama bu hız sersemletti bizi bence. Hem ebeveynleri, hem çocukları hem de gençleri. Erken ergenliği çok önemsiyorum ben mesela. Orada arafta gibi kalıyor çocuklar. Oralara dikkatlice bakmak, bu yaş gruplarıyla iş üretmek lazım. Ehil ellerde Sanat hem iyileştirir hem de güçlendirir bünyeyi. Sanat çok önemli bir araç. Dünyayı güzelleştirmek için çocuklarımıza, gençlere yatırım yapmamız gerek. Boş bırakmamalı onları, ama yarış atı gibi de oradan oraya koşturmamalı. Herkes herşeyi yapacak diye bir şey yok. Nereye meyli varsa oraya doğru hafifçe itmeli ama çekiştirmemeli. Bence bu hayattaki en önemli şeyler;  “ neşe” “ samimiyet” “ ve “ her ne olursa olsun devam edebilme gücü” … Bunu anlatmamız, böyle yaşamamız, bunu göstermemiz gerek. Bunun için de samimi işler üretmemiz ve eğlenmemiz gerek. Savaşlar, kötü insanlar, tacizler, katiller edebiyatı yapmayacağım. Bu kadar basit. Basite gitmek, basite dönmek gerek. Yoksa çok laf az işle bir yere varamıyoruz.

Herkes en iyi bildiği işi çok severek, en iyi şekilde yapacak.

Bana soruyorlar neden bu kadar uğraşıyorsun, bu kadar çocuk bu kadar ders bu kadar proje diye.

Masal Deniz büyüyünce güzel insanlarla karşılaşsın diye diyorum. Böyle, bu kadar basit.