Ben Ayşim’i güzel sohbetlerle, güzel müziklerle, güzel gülüşlerle tanıdım. Ama onu ilk sevdiğim gün bir çocuğun başını okşadığı gündü. Özel bir çocuktu sevdiği, muhtemelen hiperaktifti. Elleriyle, güzel bakışlarıyla hafifletti çocuğun telaşını sanki. Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı, Psikolojik Danışman Rehber Ayşim. Ona soracağım çok şey var.

 

Ayşim, mesleğini bilerek isteyerek mi seçtin ve neler öğretti sana bu kariyer?

Sanırım ben mesleğimi sezgisel olarak 5 yasındayken seçmişim. Etrafımdaki ve özellikle apartmanımızdaki tüm bebek ve çocuklarla oynamaya saatler ayırırdım. Kardeşimi annem uyanmadan ben beslerdim. Sanırım doğuştan bir yatkınlığım varmış.

Lisede (Ankara Koleji) kompozisyona 6’dan yukarı not vermeyen hocamız Türkan Gönenç’ten serbest kompozisyon yazın dediğinde “Çocuk Terbiyesi” başlığı ile beş dakikada koca bir sayfa yazı kalemimden döküldü ve sınıfta okuyarak not verdiği bir derste “9” dediğini şaşkınlıktan hiç unutmadım.

Üniversite yıllarına geldiğimde ise arkadaşlarım bocalarken ben çoktan karar vermiştim.  Hangi üniversitede istediğim bölüm var diye bakıyordum. Hacettepe Üniversitesi’nde buldum, çok mutlu ve keyifle okudum. O zaman fen puanıyla girilen bölümümde en iyi hocalardan ne kadar kapsamlı bir eğitim aldığımı sonradan sahada çalışırken anladım.  Bizim bölümden sonradan 4 fakülte doğdu.

Üniversite puanım çok yüksekti. Zaten iyi bir öğrenciydim. Babam doktor, ağabeyim eczacıydı. Babam bir kere doktor olmayı düşünür müsün diye sordu, sonra da kararıma saygı duydu. Ama ailem dışında herkes benimle “Böyle bir meslek mi var? Paralı dadılık mı yapacaksın? diye alay etti. O zaman gerçekten de böyle bir mesleğin bir duyulmuşluğu da bir ağırlığı yoktu benim yüreğimden başka:)

Çok keyifle okudum, tezim araştırma ruhumu besledi,  birincilikle bölümü bitirdim ve hocalarımdan akademik kariyer yapma teklifi aldığımda gurur duydum. Ama evlenip İstanbul’a geldiğim için Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında master yapmaya karar verdim. 3 sene (son sene tez) sonunda akademik kadroya geçmem için başvurmamı istediklerinde yine çok onur duydum ama, bu süreçte yarım gün yeni kurulan bir anaokulunda part-time çalışıyordum ve çoktan sahada çalışmaya ve bir gün kendi anaokulumu kurmaya karar vermiştim bile.

Sonrası deli bir çalışma temposu 33 yıl özel Ayışığı Anaokulunun kurucusu ve eğitimcilerinde olarak çalışırken, Özel Okullar birliğinde okul öncesini temsilen yönetim kurulu üyeliği, komisyon başkanlığı, egitici eğitimleri, MEB ile program ve yönetmelik çalışmaları, sempozyumlar ile geçti. Bu alanda fark yaracak çalışmalarda tuzum var diye düşünüyorum bugünkü aklımla:)

33 sene sonra anaokulu yaşantım yerini anaokulları kurma ve programını oluşturma danışmanlıkları, seminerler ile doldu. Sonunda yine bebek çocuk ve gençlerle çalışmayı en çok istediğime karar vererek Nuhun Gemisi Çocuk Terapi ve Aile Danışma Merkezi’nin kurluşunda yer aldım ve hala uzmanlarından olarak bireysel seanslara giriyorum. Ayrıca bu sene başından itibaren  kurucusu olduğum ATİ Gelişim Akademisi olarak Go ve Strateji Derneği çatısı altında bireysel danışmanlık yapmaya devam ediyorum.

aysim2-300x223 Ayşim İncesulu

Bize biraz slow ebevenylik konusundan söz eder misin?

Ben kariyerim boyunca çocuklarla çalışırken bilimsel metodların yanısıra sezgisel olarak çok rahat iletişim kurduğumu, onların duygu ve düşüncelerini doğru analiz ettiğimi onlarla “oynamaktan” zevk aldığımı bir kere daha hissettim.  Çocuklarda o olağanüstü sezgileri ile beni keşfettiler ve kabul ettiler.

Bu süreçte ben farkettim ki kullandığım kelimeler, duygu paylaşımlarımdaki sıcaklık hep annemin benimle olan iletişim biçiminden,  bana verdiklerinden biriktirdiklerimden! Bilimsel yaklaşımlar bilgiler testler hep sonra geliyor.

Yine geriye dönüp baktığımda çocukluğumda annemle mutfak paylaşımlarımız, “minik el avuçta” diyerek parklarda mahallemizde geziye çıkmalarımız, odamda uzun uzun oyun kurup oynadığım zamanların tadı, hafta sonları Ankara’nın kırlarında ailecek gezmemiz, bir köy evi  alan babam sayesinde kardeşlerimle dere tepe kesifler yapmamız, tavuklar güvercinler köpeklerle gecen günlerimiz, mahalle arkadaşları ile sokakta oynama eve davet edebilme özgürlüğü… Yani kısaca bügün özlediğmiz ve adını slow ebeveynlik koyduğumuz yaklaşımın ta kendisi.

Sadece ev keyfi, aile bireyleri ile sıcak iletişim ve günü sorumlulukları paylaşmakve evde olduğu kadar sokakta bahçede oyun oynama lüksü yeterde artar bile. Şimdiki gibi “nereye götürsem” telaşı olmadan.

Ve çok önemli bir fark da yine şimdilerde farkına varıp moda olan “tv ipad telefon sterilliği”.  Bizim televizyonumuz bile yoktu. Radyo tiyatrosu dinler hayalimizde canlandırırdık, aklımızda tutardık. 6 yasındaydım siyah-beyaz TV evimize girdiğinde…

Son söz olarak; çocuklarla hala bu doğal enerji alışverişinin beni ne kadar beslediğini anlatmam mümkün değil. Hala onlardan o kadar çok sey öğreniyorum ki. Şanslıyım ben.

Ailelere şu 3 konuya çok dikkat edin deme şansın olsaydı onlar ne olurdu ve neler söylerdin?

Genç anne ve babalara 3 şey söylemem gerekirse;

  1. Her anne doğal çocuk gelişimcidir. Kendinize güvenin, araştırın sorun kendinizi geliştirin ama her ailenin formülü kendine özeldir. Gelişimini takip edin yeter. İçinizin rahat etmediği konularda geç kalmadan danışın.
  2. Oyun oynamak ve bireysel zaman ayırmak çok önemli. çalışan bir anne iseniz iş dönüşlerinde mutlaka baba ile dönüşümlü olarak en az 15 er dakika “onun odasında” başbaşa keyif yapın. Sarılıp günü konuşun..sizde anlatın, onun seçtiği oyunlar oynayın ve bu anın tadına varın. Çok hızlı büyüyorlar Bu anlar ona sevildiğini, değer verildiğini hissettirir. Benlik kavramı ve değer duyguları sağlıklı oturur.
  3. Lütfen elinizi üzerlerinden çekin, mesafeleri olun. Yanlış yaparak düşe kalka öğrenmeye hakları var, ona sevginiz ilginiz engel olmasın. Yaşına uygun sorumluluk ve becerileri hep alsın deneyimlesin. Bu ona özgüven, güçlüklerle başa çıkabilme, deneme ve yaratıcılığını kullanma becerilerini kazandıracaktır ki ömre bedeldir.