Bir kaç şey var paylaşmak istediğim, doğum öncesi ve sonrası aklımda kalan. Internet üzerinde bir deneyim özeti olarak kalması faydalı olabilir diye düşündüğüm. Onları en anlaşılır dille madde madde özetleyeceğim ve başlıkta da söylediğim gibi bu süreçte ne kadar çok şey gördüm geçirdim edası ile kimseye ahkam kesmeyeceğim. Çünkü, faydalı ve günlük bilgilerin dışında, her doğum tek başına, özel ve eşsiz bir hikaye ve kimsenin deneyiminin kimseye doğrudan faydası yok.

Çocuklar da birer birey olarak doğduklarına göre…

Bir kaç seneye kadar unuturum aman diye doğurmamın 9. ay dönümünde bir kez ve son kez paylaşıyorum.

– Hamileliğin başladığı andan itibaren kadın, hep söylenen değişimi yaşamaya başlıyor evet. Ve sahiden inanılmaz bir duygusallık içine giriyor. Benim üstüne üstlük ciddi bir düşük tehdidim vardı ve bu duygusallığın ilk katmanını korku oluşturuyordu. Hayal kurarsam hayal kırıklığına uğrarım korkusu da cabası. İlk 5 ay maalesef böyle geçti. Bu 5 ayda insanın etrafında benim kocam gibi bir adam olması gerçekten büyük bir şanstı ama çok yakın bir kız arkadaşa ihtiyaç duydum en çok. Köyde yaşamın belki de en önemli zorluğunu ilk 5 ayda böyle hissettim. Eğer yakın bir arkadaşınız hamile kaldıysa, size ihtiyacı olabilir. Fiziken ve duygusal olarak, yakınında durun yeter.

– Hamile bir kadına, korkunç doğum ve sonrası hikayeler anlatmak, ona yapılabilecek en büyük kötülük. Ama önünüze çıkan herkesin uzun uzun ballandıra ballandıra kendi doğum ve sonrasını anlatma yarışı da ayrıca anlamsız. Nefesimin daraldığını hissettiğim anlar yaşadım. Dozunda dinlediğim bir kaç güzel öykü dışında… Anlatmayın. Hatta o bir şey diyemeden dinliyorsa eğer anlattırmayın da kimseye…

– Harika bir kaç koçum oldu, şanslıyım. Deneyimli anne arkadaşlarım. Uzaktaydılar ama ne sorum olsa bıkmadan yanıtladılar.

– Bebek eşyalarından oluşan saadet zincirleri muhteşem. Neredeyse hiçbir şey almadık. Sterilatörümüzden, pusetimize kadar herşeyimiz ikinci el geldi ve büyük bir yükü yok etti. Annemin ve halamın olağanüstü hazırlıklarıyla bize sadece keyif kaldı. Bu ülkede yaşıyor olmanın böyle yanları var, anneniz daima anneniz kalıyor!

– Doktorunuzun pozitifliği sakinliği, ses tonu bile size iyi gelebiliyor. Benim canım doktorum Numan Bayazıt böyle bir doktor, bu konuda hiç korkmadan referans verebilirim. Gözlerinin içi iyi bakan bir adam.

– Hastane seçiminde uzman tıp fakülteleri mi özel hastaneler mi kargaşası yaşadım. Ve Müjde’nin şu sözü herşeye baskın çıktı. ‘Tadını çıkaracağın bir gün, iyi düşün, tıbbi açıdan evet tıp fakülteleri ama mutsuz olabilirsin.” Haklıydı. Maalesef bir kaç farklı konuda başvurduğumuz tıp fakültelerinde kalabalık ve özensizlik yüzünden mutsuz olduğum oldu. Biz İstanbul Cerrahi hastanesini seçtik. Doktorumuz orada yapabiliyordu doğumu…

– Bir kalabalık bekleyen vardı hastanede. Bu önemli. Önemsenmek, yalnız olmamak, heyecanı paylaşmak. Ama sezaryen bence ciddi bir ameliyat, doğum sonrası aynı gün ziyaretler zavallı durumdaki anneyi yorabiliyor. Süper şımartıldığım kesin ama o gün denlenmeliydim diye düşünüyorum. Tıp fakültesi belki bunu sağlayacaktı.  Yine de şımarmak mı dinlenmek mi desem, ben yine şımarmayı seçebilirim.

– Ebe hemşirenin karizması bu konudaki en önemli şansınız bence. Cerrahi hastanesi bu konuda iyi ebe hemşirelere sahip ama bence eksikler vardı. Emzirmek ve emzirmenin önemi her yerde kocaman yazsa da ben emzirme konusundaki eğitimin eksikliğini hissettim. (çok sonra farkettim)

– En önemlisi ve bence tüm özel hastanelerin dikkate alması gereken bir konu (belki bu seçimle ilgilidir bilmiyorum, belki bir yanlış seçtik) sezaryen doğum sonrası 2 gece hastanede olmak asla yeterli değil, mutlaka en az 5 geceyi orada geçirmek gerek.

– Benim en büyük hatam, kendimi çok iyi hissetmek ve hemen normal hayata dönme eğilimiydi. Bunu yapmamalıymışım. Hiç değilse bir hafta 10 gün, dinlenerek, doğru düzgün yiyrek ve içerek kendimi koparmalıymışım hayattan. İtiraz edenler olacak ama benim bünyemin o an için bence buna çok ihtiyacı vardı. İç sesimi dinleyemedim heyecandan ve stresten.

– Gece uyuma, uyumama, ağlama, emmeme, gaz vs konularla ilgili yanınızda gerçekten iyi bir destek olması gerek. Annem iyiydi ama unutmuştu artık bir çok şeyi. Yetişebildiği kadar Gülendam yanımdaydı, bir kaç dakika bebeği alıp beni rahatlatması bile bulunmaz bir nimetti. Bu şıklığı asla ve asla unutmayacağım. Kocam çok ama çok iyiydi. Yarı bendeyse yarı ondaydı bebek. Birlikte yaptık, birlikte doğurduk ve ilk 40 günü iki anne gibi birlikte geçirdik. Beyler bu nokta çok önemli, ne olur dikkate alın.

– Yeni annenin bazı dünyevi konulardan uzak olması gerek, ben bu konuda şanssızdım bir patron olarak. Şimdi en büyük keşkem, işe çok erken dönmüş olmak. Bu kararım, Tuna’nın gelişimini olumsuz etkiledi bence.

– Yeme içme konusunda da keşkelerim var, gereksiz baklavaları, düzenli yemeklere tercih etmeliydim gaza gelmeden. Maalesef bu konuda geleneksel mahalle baskısı diye bir şey var, sütü baklava yaparmış gibi:))

– En büyük başarımız ise (umarım sahiden öyledir) bebeğimizi delirmiş steril tavırlarla büyütmemek oldu. Kedimizi, köpeğimizi oyunun dışında bırakmadık. Onu kucaklamak isteyenlerin üzerine atlamadık, ilk 5 aydan sonra dokunma, ısırma, emme güdüsünü baskılamadık, özgür bıraktık. Sakınmadık onu gereksiz yere, içinde bulunduğu atmosfere kolayca adapte oldu bence. Kilo sorunları oldu, az kilo aldı ama bence güçlü bir bebek O. Bunu hissedebiliyorum.

– Bir başarımız daha var; ikimiz de bir birey doğurduğumuzu bildik. Gözleri Ali’ye, yanakları bana benzeyen bambaşka bir insan doğurduk. Biz değil, bizim değil, kendi ve kendisinin… Çok sevdik, sevdiğimizi gösterdik, sevmeye alıştırdık ve bu onu sevgiden anlayan bir birey haline getirecek biliyorum. Baba’dan sonra söylediği ilk sözcüğün köpeğinin adı olması kendisinin de sevecen olacağını umut ettiriyor bana.

Keseceğim ahkamlar bu kadar. Pervin hamile kaldığı zaman -o uzak ve soğuk ülkede- koşarak yanına gitmek ve süreç boyunca yanında olmak istedim ama bebeğim çok küçüktü. Öğretmeden, sadece yanında olarak… Ona yarım saat rahatça bir banyo yaptıracak, iki saat kesintisiz uyku uyutacak zamanı hediye etmek istedim ona.

Bir dahaki sefere…

Ha unutmadan bir de şu maşallah konusu var:) Güzel şeyler söylerken, hissederken, yazarken ve paylaşırken vicdani bir sopa gibi kafanıza dank diye inen maşallah konusu. Tamam maşallah ama akmalı bazen duygular, iyilikle bakan kimsenin nazarı değmez bebeklere, diğerlerine karşı da anneler var bebekleri koruyor, keskin tırnakları ve gözleriyle…

Benden bu kadar. İlk ve son.