UZAKLARDA

Uzakların dili hiç bir zaman anlatamıyor hisleri. Çünkü uzakların dili zordur, kolay öğrenilmez. Bugün pencereden dışarı bakarken ve güneş pırıl pırıl parladığı gökte sadece bir yanılsamayken aklımdan geçenlerdi bunlar. Herkesten ve herşeyden uzakta.

Cümleler kafamda öylesine beliriverdi. Uzaklık neydi? Kimdi? Sever miydi? Uzaklığın bir sesi olabilir mi? Bu pencerenin arkasından gördüğüm ormanın uzunluğu kadar mıdır yoksa boyu? Ve herşey ne kadar da sessiz…

 YÜRÜMEK

Şimdi dışarı cıksam ve ormanda yürüyebildiğim kadar yürüsem ne kadar uzağa gidebilirim ki kendimden? Kendimi tanımladığım herşeyin uzağına gitmek için ne kadar yürümeliyim?

Uzaklara gidilebilir mi? Hep bulunduğumuz yerden mi başlamak gerekir uzaklara gitmek için? Bugün kapı zili ve telefon çalmayacak biliyorum. Dışarı çıkıp yürümek en iyisi. Bu sessizliği kırmanın, uzaklığı kırmanın, saatleri kırmanın bir başka yolu yok. Adımlarımı atıp yürümeliyim uzaklara, gidebildiğim kadar…

ZORDUR

Gitmek istiyorum. Hava serin. Yerler ıslak. Uzakların kendisi soğuk, karanlığı çok, aydınlığı gri ve bulutlu, güneş sadece bir yanılsama. Bilmediğim bir yöne doğru gitmek istiyorum, tedirgin ve kuşkuluyum yine de. Korkaklık mı bu? Halbuki uzakların cesareti var bende; biliyorum eğer adım atarsam arkama bakmadan gidebilirim. Kendimden uzaklaşmaya ihtiyacım var. Yine de çok zor ilk adımı atmak…

 NOKTA

Bulunduğum noktadan herhangi bir yöne doğru yürüyorum. İçi boş kelimelerle anlatmayacağım, doğayı koklamak güzel çünkü ve gidebildiğim kadar uzağa gitmek. Özgürlük buysa; yürüdükçe kırıyorum sanki esaretin zincirlerini bir adımdan ötekine. Çırılçıplak bir doğanın ortasında yönümü ve geleceği bilmeden. Soğuk nehrin suları şimdi daha hızlı akıyor…