lüfere saygı

Eki 15, 2011 No Comments by

Bizim evde lüferin gördüğü itibarı az insan görür. Gerçek İstanbullularla lüfer arasındaki o özel bağın harika örneği Ali; lüferini asla balıkçıya temizletmez. Bir iki arkadaşından başka kimsenin pişirmesine izin vermez. Bir cerraha yakışacak yetenenekteki elleri, bıçak, çatal ve lüfer sakince dans ederler tabakta. Çok severim Ali’yi lüfer yerken izlemeyi. Hakkını vererek ve mutlu.

Atlas dergisinin zamanında verdiği Türkiye’nin balıkları diye bir el kitabı durur bizim tuvalette yıllardır. Çok hoş bir derleme. Orada şöyle bir hikaye var, aynen aktarıyorum.

“Önemli edebiyatçılarımızın lüferle ilgili ya önemli bir anısı, ya da lüferi yazmışlıkları vardır. Mesela Ahmet Rasim bir gazete yazısında, sıkı bir pazarlıkla iki buçuk okka alıp eve gönderdiği lüferin nar gibi ızgarasının hayaliyle bütün bir gün yaşadığını yazar. Ancak eve gittiğinde büyük bir hayal kırıklığı bekler üstadı. Çünkü balıklardan pek anlamayan aşçıbaşısı ne yazık ki lüferi palamut sanmış ve dilim dilim doğrayarak tavasını yapmıştır. “Aman efendim, çıldırmak işten değil!”dir. Çünkü üstad lüfer mevsiminde palamut alacak adam değildir öncelikle. Hem lüferi palamut sanmak da ne demektir?

Üstad başka bir gün, geçenlerde aldığı o iki buçuk okkalık lüferin başına gelenleri anlattığında, balıkçısı bir filozof edasıyla yanıt verir; “Anladım anladım. O herife sen armut da versen tava eder!”

Ahmet Rasim’in başına gelenler Ali’nin başına gelse ne söylenirdi!!

Atlas’ın el kitabından alıntıya devam;

“Eski İstanbul’un en renkli kahramanlarından lüferin çocukluğundan iriyarı olmuşuna kadarki her halinin ayrı bir ismi vardır. Lüfer en küçüğünden en büyüğüne şöyle sıralanır ve adlandırılır; Defneyaprağı, çinakop, kaba çinakop, sarıkanat, lüfer, kaba lüfer ve kofana.

Çok keskin dişlere sahip olan lüfer yırtıcı ve yamyam bir balıktır. Ustura gibi dişleriyle hemcinsleri dahil bütün balıkları, büyük bir iştahla saldırarak yer. İstavrit ya da hamsi sürüsüne dalan lüfer ısırdığı balığı tamamen yemeden başka hamsi ve istavritlere saldırır ve parçalar.”

Lüfer sürüleri, yaz aylarında Ege’den Marmara’ya, İstanbul Boğazı üzerinden Karadeniz’e çıkıyor, yumurta bıraktıktan sonra soğuk sularda kendilerini toplayarak yağ tutuyorlarmış. Eylül ayının ortasından itibaren de yağlanmış ve beslenmiş olarak yeniden İstanbul Boğazı’na girerlermiş.

Defneyaprakları satılan tezgahlar görünce balıkçılarda içimiz acıyordu. Büyüsünler de yiyelim meselesi değil, yolunu kesip yaşamalarına ve nesillerine sürdürmelerine engel olunduğu için.

İstanbula sahip çıkan yokken, İstanbullunun lüferine kim sahip çıkacak ki!

Neyse, biz yine umut edelim karartmayalım yazılarımızı, akıllarımızı.

Lüfer bayramı kutlu olsun onu seven herkese, başta İstanbullular olmak üzere.

 

 

 

 

Hayalci

About the author

The author didnt add any Information to his profile yet
No Responses to “lüfere saygı”

Leave a Reply