Hep ses çıksın. Gürültüsüz yaşanmasın. Orta sesli konuşan bi insanı kimse dinlemesin. Hatta herkes her şeyi sadece duysun. Kimse sesin çıkmadığı hiçbir yere bakmasın herkes her şeyi yalnızca istediği gibi görsün. Kendi dünyasında dönsün…

Apartmanların sayıları artırılsın, hatta apartmansız sokaklara giriş yasağı getirilsin. Öyle izole yaşamlar, müstakil evler, özel hayatlar falan tarih olsun, böyle yaşamları anlatan romanlar kimsenin gitmediği sessiz kütüphanelerde çürüsün.

İnsanlar birbirine baksın yürürken, kimse önüne bakmasın, hatta herkes arkasına baksın. Birbirine çarpsın sonra sırıtıp pardon desin. Herkes bi saniyede affedilsin. Herkesin ömrü böyle gürültü, çarpışma, vıcıklık içinde geçsin. Hayat evrene fırlayan güm pat seslerinin geri dönüp fırlatana çarpması arasında kısalsın. Çok ses çıksın çoooooook.

Yüksek ses çıkarmadan adım atılmasın, hatta nefes alınmasın, “dünya yüksek sesle nefes alma kanunları” kabul edilsin. Her yeri bu nefesler kaplasın. Bu kanunlar bağıra çağıra maddelensin. “Kimse fısıldamasın herkes bağırsın” konulu yaşam felsefeleriyle harmanlansın, bas bas öğretilsin, benimsensin. O kadar benimsensin ki herkes en gürültülü benim desin.

Kimse yeni hayal kurmasın, herkes önceleri denenmiş sesi gürültüsü garanti hayalleri kovalasın. Kovalarken de avaz avaz düşünsün.