Milyonlarca insanın yaşamı 26 Nisan 1986`da yaşanan büyük felaketin ardından değişti. Yaşadığımız dünyaya verdiğimiz bugüne kadar ki belkide en büyük zarar Çernobil Nükleer felaketiydi.

Tüm dünya nükleer enerjiyi sorgulamaya başladı ama açılan yaraları sarmak, sorgulamak kadar kolay olmadı. Pek çok ülke nükleer tesislerini kapattı ya da nükleer santral planlarını başka bir tarihe erteledi. Bilim adamları, Çernobil`le açığa çıkan radyoaktif maddenin 100 bin yıl doğa üstündeki etkisi sürecek diyorlardı. Gerçekte insan sağlığı üzerindeki etkisi hakkında ise söylenebilecek bir şey yoktu. Söyleyebilecek bir şeyimiz hala yok!

Çernobil’de patlayan 4. reaktörün mühürlenmesi ardından kalan üç reaktör ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak için çalışmaya devam etti. 1991 yılında 2. reaktör, 1996 yılında da 1. reaktör kapatıldı. 3. reaktör ise 2000 yılında devre dışı bırakıldı.

Ömrü 30 senelik beton duvarlar arasına hapsedilen 4.reaktör ise hala geleceğe bir tehdit oluşturmakta ve olası beton aşınmalarının önüne geçebilmek ve zararlı radyoaktif maddeyi güvende tutabilmek için yeni çozüm yolları aranmakta.

25 yıllık süreçte pek çok şey değişti ama Fukuşhima`da 11 Mart 2011 tarihinde yaşananlar gösterdi ki biz doğamıza hala yabancı ve zararlıyız. Biz geleceğe teknolojik bir çöplük, sağlıksız bir toplum, doğal yaşamsız bir dünya bırakmak için çabalıyoruz.

Geçtiğimiz hafta boyunca İsveç’te Çernobil ve Fukişhima’yı sorguladık. Gävle Folk Teater’da bu konuda üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi. Hafta boyunca İsveçli bilimadamları gençleri bilgilendirmek için tiyatrodaydı. “Vi Skulle Ju Handla” adındaki oyunla Çernobil’in neleri değiştirdiğini ve nükleer santrallerin dünyanın geleceği için büyük bir tehlike oluşturduğunu /ki bir protesto gösterisidir/ halka aktardık.

Tarihin kötü bir tekrarı olsa gerek biz Çernobil ile ilgili neler yapacağımızı planlarken; 11 Mart`da gerçekleşen Fukuşhima depremi, ardından nükleer santralde yaşananlar bir defa daha gösterdi ki biz dünyaya yabancı ve zararlıyız. Şu anda Japonya’da yaşayan gençler imkanları dahilinda başka ülkelere gidiyorlar. Miqu’da onlardan biri, genç bir üniversiteli kız. Kısa bir süre önce Gävle’ye geldi. İsveç’li erkek arkadaşının ailesinin yanında kalıyor. Ailesi hala Japonya’da, Fukuşhima’ya yakın bir bölgede yaşıyor. İlk defa bu kadar büyük bir deprem yaşadığını söylüyor. Korktun mu diyorum? Biz depremle yaşamaya alışığız ama bu başkaydı diyor. Depremin ardından Fukuşhima santralinde yaşananlar ve hükümetin yaşanan felaketin boyutlarını halktan ilk etapta saklamasına tepkili. Ne olacağını bilmiyor, ne zaman ülkesine dönebileceğini ya da nerede yaşayacağını da. Tüm bu yaşananlar kötü bir rüya olsaydı keşke diyor. Keşke diyorum…

Japonya’da halk genç nüfusun mümkün olduğu kadar ülke dışına çıkmasını uygun buluyor, aileler çocuklarını yurtdışına yolluyorlar. Yaşlıların ise ülkeden gitmek gibi bir düşünceleri yok.

Miqu bir yandan da okuluna internet üzerinden devam ediyor. Geçen hafta Gävle Folk Teater’da, Japonya’dan arkadaşlarının gönderdiği mesajları bir basın toplantısıyla bizlerle paylaştı. Hepimiz sustuk ve gözyaşlarımız sessizce aktı.

Şu an Japonya`da yaşananlar dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir zamanda yeniden yaşanacak biliyorum. Fakat bugünden itibaren dünyayla aramızda bir barış sağlanmazsa; korkarım ne geleceğimiz ne de geleceği emanet edeceğimiz gençlerimizin yaşayabileceği bir toprak, içebilecekleri temiz bir su kalmayacak.

Bugünlerde nükleer enerji diye diye yedi düvele imza atanlar, boynundan vurduğunuz insanlık anıtının olduğu yerde gelecekte insanlık ayıbı olarak anılmaya var mısınız?!…