Benim depresyon lüksüm yok.

Bir dönem kendi kendime de çok söyleyip durmuşumdur bunu.

Depresyonda olmak için “unutulup, terk edilmiş olmak” şartı da yok aslında.

Bizler her an/her şartta bulabiliriz kendimize kocaman kocaman, altından kalkılamaz(!) nedenler.

Benim canım da çekmiştir zaman zaman o bulutlu, ultra/melankolik havayı soluyabileceğim anları ama elde olmayan nedenlerden havaya girememişimdir.

Kendimi yataklara atıp, hariçten gelen: “evet dünyanın sonu geldi ve bu yatak da senin şu an ait olduğun tek yer ve asla çıkmamalısın” seslerine kulak asabilmeye can attığım halde; kulak tıkamak zorunda da kalmışımdır hatta. Aslında her ihtimale karşı el altında bulundurduğum, yaz kış farketmeksizin giyebileceğim, yakasında beni hemen havaya sokabilecek kadar keder ve kasvet taşıyan koskocaman bir depresyon hırkam dahi var benim.

Depresyona gireceğin yoksa da seni zorla arkandan iten ya da zalimce peşinden sürükleyen kışkırtıcı şarkıları; yoldan çıkaran şiirleri de unutmamak gerek tabii.

Kirpiğimde hazır bekleyen “depresif uyku” halleriyle savaşmak zorunda da kalmışımdır kimi zaman. Dedim ya, yok benim öyle bir lüksüm.

Hatta ben, tüm bu bitik/depresif olma hallerinin tamamını tersine çevirmeyi başarabildiğime bile inanıyorum.

Nasıl mı:

1) kendimi yataklara değil sokaklara attım.

2) kasvet taşıyan değil enerji fışkıran giysiler giydim.

3) bulutlu havalar da ağlamadım; ağlayan bulutların keyfini çıkarttım.

4) hiç ağlamadım mı ağladım tabii çok hem de, ama iyi geldiği için bana, içimi tazelediği için ağladım.

5) verdiğim nefesin de aldığım kadar değerli olduğunu anladım.

6) ruhumu özgür bırakmanın sonsuz zevkini deneyimledim.

7) olağan bir öykü gibi başlayan bir şeyi olağanüstü bir masal gibi yaşadım.

8) o zalim şarkıları da dinledim/delice dans da ettim.

9) şiirlerden hiç vazgeçmedim onlarla düşlerimi besledim.

10) yazdım/çizdim/diktim/taşlar, boncuklar dizdim kendimce, ilhamımca; ilaç geldi hepsi bana.

11)”aa kadına bak, nasıl bu kadar rahat olabilir ki” dedirtecek kadar gülücükler de saçtım etrafa; “ben olsaydım yataklardan çıkmazdım” diye düşünenleri şaşırtacak kadar gezip tozdum da.

Bu bir seçim, sayamadığım belki bir bu kadar daha nedenle, kendimle ve gezegendeki tüm oluşumla barışık olmayı seçtim ben.

Böyle düşünemediğim anlarda bile buna kendimi zorladığımı da itiraf edeyim hadi.

Belki küçücük mutluluklara kocaman anlamlar yükleyişlerimin payı da vardır bu seçimde.

Siz de bu pazar küçücük bir mutluluğun tadına bakın derim…

Kumsala inin, denize sokun ayaklarınızı; nisanda deniz suyunun sihirli olduğunu düşünün, tüm dilekleri gerçek kılan bir sihir, ne şahane!!!

Yağmur da yağsa bir kır gezisi yapın, çimenlerin arasında dört yapraklı yonca arayın ve bulduğunuzun size hayat boyu şans getireceğine inandırın kendinizi.

Evden çıkmanın bir yolunu bulamıyor musunuz, dolapları karıştırın hani şu unuttuğunuz eski albümleri bulup çıkarın ışığa.

Geçip gitmiş güzelim anları ve anıları öpüp koklayın, anımsayın, gülümseyin…

Nisan yağmurlarıyla daha bir bahar kokan günler/gecelerle güzelleşsin yaşamınız.