Bahar biraz nazlı geliyor. Tıpkı tüm güzel şeyler gibi.

Kendini gösterdi, azıcık göz kırptı ama şu an kara kışı yaşatıyor, donduruyor hatta sabah sabah bu gri havayla uyandırarak moral de bozuyor.

Biz, ilkokuldaki 4 mevsim tablosuna odaklanmış eski kafa ”sabit mevsimci”ler olarak bozuluyoruz ona. Nisan dedin mi bahar gelmeliydi işte o kadar, deyip bir güzel trip de atıyoruz. Kime atıyorsak?

Bahar bunların doğal ve belki en mucizevi olanı. Ama dikkat edersek, tüm güzel şeyler, gelmeden aynı şeyi yapıyor. Önce kendini şöyle bir belli ediyor, sonra yok oluyor.

Çünkü bu yok olma zamanlarında aslında senden bir şey isteniyor. Şükretmen!

Evet denklem ne yazık ki çok garip ve şu an elinde olana, dün yanında durana şükretmediğin sürece önündeki sayfa bir türlü açılmıyor, açılamıyor. Hayat çok pahalı değil, ama karşılık olarak mutlaka beş harfli bir şükran istiyor yürekten: İyi ki!

O bunları oyun olarak yapmıyor, hepsinde bir hesabı var. Şu gri bulutun içindeki patlamaya hazır parlak güneşi hissedebilmeyi öğren istiyor. Tüm eski sevgililerine “iyi ki” deyip kalbini yeniden kocaman açmayı öğren istiyor. İstiyor ki sen tüm kaybettiklerine, tüm elinin arasından kayıp gidenlere, tüm koşup da yetişemediklerine buruk da olsa bir “iyi ki” de. Çünkü “iyi ki”, hayatın yüceliğini kabul etmektir. Sen anlamasan da, onun senden daha büyük düşündüğünü ve sana sunduğu tepside senin gördüğünden çok daha mucizevi bir tablo olduğunu.

“İyi ki”, küçücük aklınla, küçücük dünyanda küçücük olaylara üzülmek yerine, er ya da geç açacak güneşi daha buluttan bilmek, bilmenin huzuruyla muzipçe gülümsemektir. İyi ki, her şeyin zıttı var, ki güzel olan her şey assolist gibi çıkıyor sahneye, en son.

İyi ki bugün, inanılmaz mutluluklara gebe gri bulutlar bakıyor bize. Getirecekleri mucizeler büyük olduğundan hazırlarken biraz ter dökmüşler, çok mu?