Bunlarla son dönem daha bir sık karşılaşır oldum.

Taze bir hikayem var.

Bir sabah telefonum çaldı ve yayık bir Türkçe ile konuşan belli ki anadili İngilizce olan bir Türk kadını “Ben dünyanın en önemli şirketinden Falanca, sizinle reklam ajansı olarak görüşmek istiyoruz.” dedi.

Eyvallah dedim, günü ve saati konuştuk.

İstanbul’un İzmit ucundaki genel merkezlerine davet edildim.

Bir masada, beni arayan ve beni arayanın belli ki üstü olan – ona kısaca üst kadın diyelim- iki hatunla karşılıklı oturduk.

Birbirini ilk kez gören kadınların, samimiyetsiz anlama turlarını kısaca attıktan sonra, üst kadın konuyu ele aldı; Ben açık konuşmayı çok severim, dedi. Biliyorsunuz biz dünyanın en önemli şirketlerinden biriyiz. Ajanslar bizimle çalışmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

Anlıyorum.

“Ama bizim bazı kötü huylarımız var. Çok pazarlık ederiz, detaylara çok dikkat ederiz, bir iş istediğimiz zaman anında iş hazır olsun isteriz. Dün lazımdı bugüne olsun deriz. Zamanla yarıştığımız için de çok gergin oluruz.”

Hıı hııı…

“Şimdi sizin gibi 5 ajansı daha çağırdık, hepsiyle görüşeceğiz. Seçim sırasında da sizden bir kaç tane örnek çalışma isteyeceğiz.”

Evet.

“Genel müdürümüz çok titizdir. Öyle pdf, jpeg falan görmek istemez. Her tasarımın, kartonetlere oturtulup kendisine sunulmasını tercih eder.”

Doğrudur.

“Fiyat bizim için çok önemlidir. En ekonomik fiyatları almak zorundayız. Ama sonra fiyat düşük diye kalitenin de düşmesini istemeyiz. Son ajansımızla böyle oldu, bizi ortada bıraktılar.”

Anlıyorum.

“Şimdi sizi dinleyelim. İnternet sitenizi inceledik, referanslarınızı ve işlerinizi beğendik ama çalışma biçiminizi kısaca anlatın bize.”

“Bizim çalışma biçimimizi anlatmamıza çok gerek duymadan, siz istediğiniz çalışma biçimini anlattınız. Dolayısıyla şimdi benim, bu işi almak istiyorsam eğer, “Biz müşterimiz leb demeden leblebiyi anlarız, en ucuz fiyatı veririz, bir elemanımız sadece size bağlı çalışır, ne isterseniz, ne zaman isterseniz yetiştiririz, gerginlik bizim diğer adımızdır, çok alışığız, fiyat düştükçe bizim kalitemiz yükselir.” demem gerekiyor sanırım.”

“Ha haaaaa çok esprilisiniz.”

Neyse, aradaki konuşmalarla sizi yormayayım, çünkü ben yorulmuştum.

Ben işi istemediğimi, tarzlarını da beğenmediğimi nasıl farkettirdiysem, asansör beklerken ikisi de yanımdaydı.

“Çok sevindim tanıştığımıza, umarım istediğiniz gibi bir ajansla çalışmaya başlarsınız, işleriniz de iyi gider” dedim.

“Neslihan Hanım, siz galiba teklif bile vermeyeceksiniz!” dediler espriyle karışık.

Sadece gülümsedim. Ve giriş kat düğmesine bastım, cam asansörün kapısı kapanırken ve bunlar benim son lafımı beklerken.

Ertesi sabah teklifim ellerindeydi. Olabilecek en yüksek fiyat. Akşamına teklifte %50 indirim yapıp yapamayacağımı sordu, beni ilk arayan, tekrar arayıp.

Yapamayacağımı kibarca ilettim.

Ertesi sabah arayıp, teklifte %30 indirim yapıp yapamayacağımı sordu üst kadın. %10’luk bir indirim verdim.

Bir daha aramadılar.

Eskiden olsa, bu işi almak isteği duyabilirdim. Ama hayat bana öğretti ki, bazı işler, bazı müşteriler çok maliyetlidir.

Bu işin bir yanı.

Diğer yanındaysa, yine saygı problemi var.

Bir kadını, belli ki sizden yaşça ve deneyimce büyük bir kadını, şirketinize iş için davet edip, konuşmanın ilk yarım saatini şirketinizi kötülemeyle niçin geçiriyorsunuz?

Neyiniz eksik ki, insanlara böyle fazladan laflar ediyorsunuz?

İş yapıyoruz günün sonunda, pazardan köle almıyoruz.

Ne derseniz deyin böyle bir olay iki erkek arasında yaşanmaz, her iddiasına varım!