Istanbul’un trafiğine alıştım. Trafiğin yoğunluğuna, stresine, sıkıntısına. Alışamadığım nokta bu toplumun insanlarının kafasının nasıl bu denli karışık olabildiği.

Dönülmez işareti olan yola dönen araca “amca yanlış yola girdin” demek yerine, doğru yoldan giden araca “abi, neden yol vermiyorsun? Bu ne anlayışsızlıktır!” diyebilen zihniyetlere alışamadım.

Tek şeritli bir yolda kamyonunu parkedebilen ve arkasında bekleyen araçların kamyonu beklemesinin doğal olduğunu düşünen kamyon şöförlerine alışamadım. Arkadan gelen korna seslerine bağıran ev kadınlarına ama kamyon şöförünün yolu tıkamasına ses edemeyenlere alışamadım.

Yılmaz Özdil Hürriyet’teki “sayın sapık” başlıklı bu yazısında, sapığın adını kodlayarak veren medyayı eleştiriyor. Nesini koruyorsunuz çocuk katletmiş bir sapığın diyor. Çünkü çocuğu katledilmiş ailenin ya da çocuğun isimleri kodlanmadığı gibi madurların evine de kendi evleriymiş gibi giren kameramanlara inanamıyor.

Örnekler öyle çok ki…

Bilinçsizlik diz boyu.

Muhakeme yeteneği kaybolmuş bir toplum ne zaman olduk? Hem de genci, yaşlısı, eğitimlisi, eğitimsizi, görgülüsü, görgüsüzü…

Gündemi takip ediyorsanız, yukarıda ki örneklerin memleketimizin bize her gün sunduğu benzer örneklerin binde biri olduğunu farketmişsinizdir.

Sorunlar meditasyon yapmakla geçmiyor olsa gerek. Ya da yeteri kadar meditasyon yapan yok mu dersiniz?  Hindistan’a yüzyıllardır çözüm getirememiş meditasyon zira Istanbul trafiğine cennet dedirtecek düzeyde yaşamları devam ediyor. Hatırlamışken, belki yakında Hindistan’a gitmek bünyeye iyi gelir. Insan elinde olanın değerini başka türlü anlayamıyor bazen. Tabii, bunlara “değer” demek mümkünse…

 

Görsel kaynağı: http://scarecrow63.deviantart.com/