Mantık evlilliğine inanmıyorum. Evlilik mantıksız bir şey çünkü. İnsan aşkla evlenmeli, aşk bitse de kalanı bile mantıkla kurulan mantıksız bir kurumdakinden daha hayırlı…

20 yıl sonra “ben hala eşime ilk günkü gibi aşığım” diyenlere kuşkuyla yaklaşıyorum. Ya yalan söylüyor (muhtemelen kendine ), ya da hiç bir zaman “gerçekten aşık olmadı” gibime geliyor. “Ben eşimi seviyorum, onunla çok mutluyum, onla hayatı paylaşmaktan keyif alıyorum, onunla bir tarihimiz var, onun yerine kimseyi koymak istemiyorum” diyenlere inanırım. Ama hala ilk günkü gibi aşığım cümlesi çok zorlama geliyor. Hatta biraz… planlı :)

Kadın dergilerinin vazgeçilmez sayfalarındandır. Evliliğin rutine girmemesi için sürekli çaba sarfetmek, özel bir şeyler yapmak, başbaşa zaman geçirmek, romantik ortamlar yaratmak, çiçek, böcek, mum detayları elbette biraz yararlı olabilir ama bence aslolan, birlikte eğlenebilmek. İnsan birlikte eğlenebildiği ile mutlu oluyor! Bunu başarınca zorlamalar ortadan kalkabilir diye düşünüyorum. İçinde doğallık olmayan davranışlar bir süre sonra sırıtır bence. Nereye kadar kaç kere? :) Bu gerçekten hareketle; evlilikte mutluluğun şansı. Bir zamanlar -hiç bir şey düşünmeden- aşık olduğunuz insanın, aynı zamanda birlikte hayat boyu eğlenebileceğiniz biri çıkma şansı kadar yüksek bence!

Evlilik diye genellenen bir kurum olduğu doğru ama bence evlilik sayısı kadar evlilik cinsi var. Çok ama çok farklı evlilikler gördüm… Kimse dışardan hiç bir evliliğin gerçeğini bilemez. Her ilişki yüzlerce farklı kombinasyon, binlerce parametre, milyonlarca detaydan oluşuyor. Nasıl “evlilik” deyip geçebiliriz? Kırsal kesimdeki tamamen farklı evlilikleri kast etmiyorum, kentli, eğitimli kesimde bile inanılmaz farklar var. Kadıköy’e bile gitse eşinin gelip kapıda onu beklemesini isteyenler var, kocasıyla farklı ülkelerde çalışarak, görüşmeden aylar geçirenler var, kendisinden 30 yaş büyükle ya da küçükle evlenenler var, 55 yasında ilk evliliğini yapan, 40 yaşında 5.evliliğini yapan da var, hayatını sadece kocasının çapkınlığını ortaya çıkartmaya adamışlar bu hayatı kendine zehir etmişler var, cinselliği unutmuş, kocasına hala cinsellik hakkında tek kelime edemeyenler var, sürekli yalan söyleyen var, kendisini sadece eşinin soyadıyla tanımlayanlar var, her fırsatda tehdit savuranlar, tamamen boş vermişler var, eşinin gözünün içine bakan da var, dayak atıp elinden parasını alan da… O nedenle yürümeyen evlilikler hakkında akıl almak ve vermek anlamsız gelir bana. Uzmanları vardır mutlaka. Ama neyin uzmanıdır onlar? Hangisinin? Cidden merak ederek soruyorum. Siz hiç evlilik terapisiyle mutluluğu yakalayan çift gördünüz mü? Ben görmedim. Yanılmak isterdim. Nasıl nerdeyse her yaş ve her uzvumuz için ayrı bir tıbbı ihtisas varsa, evlilik uzmanı diye bir şey varsa, en az onun 100 katı fazla dalı olmalıydı bence.

Toplum içinde sürekli ve aleni eşine olan aşkını ilan edenlere de temkinli yaklaşamak gerekir. Güven tazelemek ihtiyacı gibi geliyor bana!

Aynı şekilde tüm hesaplaşmayı 3.şahısların önünde yapmaya başlayan çiftlere de şaşkınlıkla bakıyorum. Şahit yaratmak mıdır, onay beklemek mi her neyse, çevreyi çok rahatsız edici bir tutum. “Bu zaten hep böyle…” diye başlayan cümlelerle eşini topluluk içinde yargılayan, sürekli laf sokan, eleştiren eşlerin amacını gerçekten bilmiyorum, anlayamıyorum da, ama o her neyse ters tepiyor bilesiniz. Gözden düşen kişi eleştirilen taraf olmuyor hiç.

İlişkilerde suçlanan hep tek edendir. Oysa terk eden, bırakıp giden taraf, belki  daha önce terk edilmiş, yok sayılmış, yalnız bırakılmıs olabilir. Kapı sadece ters tarafa kapanmıştır belki. Hiç düşünmeyiz.

görsel kaynağı: http://why-why.deviantart.com/