Benim anneannem tam 83 yaşında.

O hala hayat dolu, capcanlı ve neşelidir de. Kaymak gibi pürüzsüz, ışıl ışıl bir cildi; gür ve sağlıklı gri saçlarıyla doğanın kendini yenilemesine fevkalade bir örnek ve de taşıdığım genetik miras ile gurur duymam için çok yeterli bir sebeptir kendisi. Hayata karşı tutkulu tavrı; meraklı yeşil gözleri; en sevdiği renk olan morun dinamizmi ve olgunluğunun zirvesinde bir genç kız ruhu taşıyan yorulmaz bedeniyle bir abidedir o benim için.

83 yaşındaki bir başka abide olan Bay Oscar ise dün gece kutladı doğum gününü. Ama anneannem kadar canlı ve neşeli değildi; tutkulu ve renkli de değildi çok…

1994 yılından beri mutlaka canlı izlemeye çalıştığım Oscar töreni konusundaki ısrarım merak konusu olur çoğu zaman…

Aman ne gerek var canım sabahlara kadar harabolmaya; e ertesi gün banttan izlesen ne kaybedersin ki; ay ne var ki bu kadar merak edecek, gibi bir yığın soruya maruz kalırım bir gün öncesinden. Ama yılmam ben, kulağımı dış seslere tıkar ve bir şekilde geceye hazırlarım kendimi merak ve keyifle gene de… Filmlerin çoğunu henüz izlememiş olmak; bir yıl önceki törendeki aksaklıklar; törenin film endüstrisinin bir zorlamasından öteye geçemeyeceği dedikoduları bile vazgeçiremez beni Oscar keyfimden. Çünkü çok sevdiğim bir sanat dalının kalbinin; bambaşka bir kıtada heyecanla atışına ortak olmak; o sinerjinin bir parçasıymış gibi hissetmek iyi gelir bana ve kaptırırım kendimi kostümlere, görüntülere,seslere ve ışığa…

Bu yıl ki biraz çelişkili bir törendi. Genç ve güzel sunucu çifte: “sansür yok enerjinizi gösterin ve şov yapın” denildiği söyleniyor. Yani her zamankinden daha yaramaz bir yanı olsun istenmiş belli ki gösterinin. Ancak New York ta ki bir devlet okulunda okuyan 5. sınıf çocuklarının kırmızı halıdan geçip törende sahne alması ve erkek adayların annelerince yapılan duygu yüklü seremoniyse sanki masum ve uslu olmaya çalışmak hatta biraz dramatikleşmek adına yapılmış gibi geldi bana. Dolayısıyla kendi içinde çelişir bir hali var gibiydi törenin bu yıl.

Aslında keyifliydi annelerin konuşmaları; kimi oğlunun büyüdüğünde ninja olmak istediğinden söz etti; kimiyse “oğlum kameralara bakıp, anne seni arayamadım üzgünüm, dediğinde hala bana söylüyor sanıyorum” diye oğluna özlemini dile getirirken duygusallaştı.

Actress-Anne-Hathaway-and-007 83 Yaşındaki Anneannem ve Bay OscarKırmızı halı röportajında Anne Hathaway sunucu olması kesinleştiğinde Shirley Maclaine ile görüştüğünü ve ondan aldığı tüyonun çok fazla elbise değiştirmesi olduğunu söyledi. Hatta yüzü bir mask gibi boyanmış ulu modacı Valentino da yanındaydı röportaj sırasında. Çünkü o an üzerindeki ateş kırmızısı elbise klasik bir Valentinoydu ve gece için özel olarak arşivden seçilmişti. Valentino’nun söylediğine göre marka son 12 yıldır beyefendi olmadan yoluna devam etmekteymiş. Biraz agresifçe bir tavırla, kurduğu Valentino müzesinden de kısaca söz ederken Valentinosuz Valentino içinse “e güzel” şeklinde kısır bir yorum yapıverdi ayak üstü. Komik ve güzel kadın Hathaway söz dinlediği ve birçok kez kıyafet değiştirdiği hatta dillere destan şahane Tiffany mücevherlerle boy gösterdiği halde “Şeytan Prada Giyer” deki ışığını taşıyamadı sahneye gibi geliyor bana.

Elbette ki her şeye rağmen ışıklı ve çok renkli bir geceydi. Bay Oscar’ın dimdik silüetinin gölgesinde sinema keyfi yapmak dünyanın en vasat töreni bile olsa müthiş etkileyici bir duygudur gibi geliyor bana.

Devleşmiş yıldızlarla aynı havayı solumak bile büyülü bir şey olmalıBu da bir şekilde ekrana yansıyor tabii ki ve ister istemez uykusuz kaldım ama değdi yine de, çok canlı ve neşeli olmasa da bu geleneksel sinema ritüelinin var bir sihri, dedirtiyor insana. Şimdi elimde dün gece aldığım notlar var. Üzerlerine çarpılar atarak ilerliyorum; şöyle bir baktım da izlerken sanki birileri eksikmiş, gelmeyenler varmış gibi bir duyguya kapılmışken,şimdiyse ya ne çok adam hakkında not almışım böyle,diyorum kendi kendime, tuhaf…

En tuhafı da büyük kızımın yaşında bir yardımcı kadın oyuncu adayıyla karşılaşmaktı. Hailee Steinfeld henüz 14 yaşındaydı ve ilk filmiyle Oscar’a aday olmuştu. Bileğine kadar inen uçuk en uçuk pembe balerinimsi kostümü incecik pırıltılı saç bandıyla masum bir periden farksızdı.Gecenin sonunda ödülü tecrübeli Melissa Leo’ya kaptırmıştı ama o zaten hayatının en şahane çıkışını yapmıştı bile…

Ne çok çarpıcı ne çok marjinal ne de unutulmazdı diyebileceğim bir kostüm giyen hiç kimse yoktu dün gece. Helena Bonham bile umduğum kadar enteresan değildi her nedense.

Actress-Anne-Hathaway-and-007 83 Yaşındaki Anneannem ve Bay OscarBelki en sıra dışı olan Cate Blanchett’in Givenchy kostümüydü. Enteresan renk kombinasyonu ve etnik ve modern arası desenleriyle sanki bir Aztek prensesi havası vermişti giydiği elbise yıldıza.

Marisa Tomei kendine ait 1950 tarihli bir vintage seçtiğini; uzun zamandır elbisenin kendisinde olduğunu bu kez giyme şansı yakaladığını söyledi. Siyah asimetrik bir etek kesimine sahip olan elbise hoştu ancak yaka kısmında yıldızın üzerine göre değişiklik yapılmamış olması bir eksiklikti şüphesiz.

Halle Berry pudra rengi bir bulut şeklinde geçiverdi halıdan.

Mila Kunis lavanta rengi romantik bir Ellie Saab giymişti.

Scarlet Johansson Vişne rengi sırt dekolteli bir dantel elbiseyle salınıyordu.

Annesiyle birlikte gelen adaylardan Russel Brand “saçlarımın Medusa gibi olmasını istedim bu gün” dedi ilginç stiliyle.

Helen Mirren ile çevirmekte oldukları filmde kral Arthur’u oynadığını ve kraliçeyle aralarında erotik bir çekim olduğunu anlattı.

Ama asla benim Arthur’um değil…

Arthur Sean Connery gibi olmalıdır bence gizemli ve çekici.

Neyse halıda beğenmediklerim vatkalar ve abartılı dantel detaylardı. Aslında gecede neredeyse hiç bir abartıya yer yoktu. Olabildiğince sofistike bir geceydi de denilebilir. Nefes kesen dekolteler ya da inanılmaz kesimler göremedik gece boyunca… Çarpıcı vişne ve kırmızı tonlarıyla romantik pudra tonları sık kullanılmıştı. Hatta en iyi kadın oyuncu ödülünü alan hamile oyuncu Natalie Porthman’da vişne tonu seçenlerdendi.

İçerde yaşanan ayrıntılara gelince; en çarpıcı sunum uzun süre ayakta alkışlanan Kirk Douglas’ın sunumuydu bence. Spartacus yıllanmıştı ama önce Ann Hathaway’e kompliman yaptı sonra da “yetenekli kadınlara hayranım; güzel kadınlaraysa çıldırıyorum” giriş cümlesiyle ödül sunumunu yaptı.İnanılmazdı!

Chiristian Bale’in ilk adaylığı ve kazandığı ilk oscarıydı. Büyük değişimlerin uzmanı Bale bu kez kızıl sakallarıyla karşımızdaydı. Başrol olabilecek bir rolle yardımcı oyuncu ödülü alan yıldız küfür ve teşekkür karışık konuşmasında: “kızım benim ona olacağımdan çok daha iyi bir öğretmen oldu bana” dedi. Etkileyiciydi!

Actress-Anne-Hathaway-and-007 83 Yaşındaki Anneannem ve Bay OscarGecenin sonunda kraliyet rüzgarları esiyordu ve hakimiyet kayıtsız şartsız kraliyet ailesinin kontrolüne geçmişti. King’s Speech, en iyi yönetmen ve en iyi film ödüllerini almış ve Colin Firth de en iyi erkek oyuncu olmuştu.Olması gereken de buydu zaten. Yönetmen Tom Hooper konuşmasında “Colin Firth, Geoffrey Rush ve benim aramızda bir erkekler aşk üçgeni oluştu” dedi ki filmin başarısı da burada yatıyordu belki de. Colin Firth’ün ise “şu anda bacaklarım dans etmek istiyor, yerimde duramıyorum” dediği konuşmasında Anglo İtalyan Kanadalı karışımı bir kimliğe sahip olduğunu söylemesi oynadığı karakterin olağanüstü ingiliz yanını üstün aktörlük yeteneğiyle ortaya çıkarmış olduğunu bir kez daha kanıtladı aslında.

Sona geldiğimizde ben, anneannemin ve Bay Oscar’ın 83. doğumgünlerini kutluyorum. Canlı, neşeli, ışıklı ve hayat dolu nice yıllar olsun diyorum.