Muhakkak tüm okurların kitap serüveni kendine özgüdür. Tıpkı parmak izlerimiz gibi yazı ile olan geçmişimiz de birbirimizinkine uymaz. İlkokula ders kitaplarından ziyade okuma kitaplarını götüreninden tutun da eline ilk romanı 40’lı yaşlarda alan eş dostumuz mevcuttur. Çoğu için zihinsel olan bu serüven, kimi okurlarda en baştan itibaren gönülde devam eder. Sahi, hatırlıyor musunuz ilk okuduğunuz kitabı? Ya da siz okuma yolculuğunuzu hangi istasyondan başlatıyorsunuz?

Bende bu seyr-ü sefer Küçük Prens’e dayanır. İlkokulda olduğum çağlarda, komşumuzun kızından ödünç gelmiştir bizim eve. Günlerimi alır okumak, o adı gibi minicik kitap hiç bitmemelidir, çünkü onunla vedalaşıp sahibine vermek o dönem için üzücüdür. Tekrar tekrar okuyup, hayal kurarım kendimce. Zannederim ki bu hayal işi de bana hep o günlerden kalmadır. Velhasılıkelam, kitap bir gün annem tarafından benim odadan yok edilir, emanet yerine ulaştırılır.

Zannetmeyin bir kitap son bulduğunda, onunla dostluğunuz nihayete ersin. En umulmadık zamanda onlar akıp giden hayatınıza söz öbekleri halinde eşlik eder. “Düşünüyorum öyleyse varım” sözünü duyunca hiç Küçük Prens’in “Eğer bir kişi koyun istiyorsa, o halde vardır!” cümlesi aklınıza gelmiş midir? Ya da ergenlik dönemi büyüklerle çekişme esnasında yazar Antoine de Saint Exupery’nin minik itirafları sizi ailenize karşı haklı çıkarmaz mı?

“Büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. Onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur.”

Anlatmayı seven bir milletiz. Kederi, kaygıyı, sevinci, zaferi kocaman yemek masalarında söyleşerek paylaşmaya müptelayız. Kitapları da öyle. Hep isteriz ki, okuyup beğendiğimizi bir başkası da okusun, anlasın, sevsin. Benim de başıma gelen bu aslında. Yıllar sonra İstanbul’da bir kitapçıda göz göze geldik bizim Küçük Prens ile. Kendisi bir hayli değişmiş, kitap kapağı yenilenmiş. Ben ise artık küçüklükten uzaklaşmışım, cebimde bir kaç kuruş. Bu minik prense sahip olmak için tüm şartlar mevcut. Seneler süren gereksiz dünya telaşesini sonunda bir kenara koyup, kitapçının kasasında alırım soluğu. Hasret artık bitmiştir. Bunun bir yanılsamadan ibaret olduğunu ise yine Küçük Prens hatırlatır:

“Şu evrende en iyi gören kalptir, gerekli olan göze görünmez. Ne de olsa göz kördür, öyleyse kalp ile bakmak gerekir.”

O an kalemimden çıkan kelam kendisi gibi küçük bir prens olan sevdiğim insana armağan eder bu kitabı. Bana düşen ise ille de hüzüne gebe olan bir güneş batımında, hediyesine içtenlikle sevinen minik bir prensi izlemek olur.

Görsel kaynağı: Kim Minji illustration