Ne zaman başladı bu akım anımsamıyoruz artık.

Birdenbire, hayatımıza bir sihirli değnek dokundu ve alaşağı oldu bir zamanlar değerli bulduğumuz şeyler. Kalitesiz olan, plastik olan, çirkin olan, ucuz ve bayağı olanlar, tüm listelerde yükselirken, iyi bildiklerimiz eskidi, yıkıldı, unutuldu, geride kaldı.

Dakçiki dakçiki müziklerin arasından sıyrılınca Ayla Dikmen, sevinmemiz bu yüzden. Gürültünün, dijital kirliliğin ve “pop” adı altında dayatılan ticari malzemenin arasında duru, katışıksız bir melodiyi seçebildik, farkettiniz mi?

Gazete portallerinde bir başlık gözünüze çarpıyor; “Aynı yatakta fotoğrafları yayınlandı!” Gencecik bir oyuncunun, küçüklüğünde kardeşi ile beraber çekilmiş bir fotoğrafı ucuz bir yem olarak kullanılıyor, siz tıklayın diye.

Canım çarşıları eşki şehirlerin, İstanbul’un, Edirne’nin, Bursa’nın çin işkencesine maruz, özgün olanı çiğneyip atmış çoktan birileri. O şehre ait olan anı parçalarını bile Çin’den ithal etmişiz.

Küfürsüz film izlemez sanmış birileri biz Türkleri. Evet küfürlüleri çok izlemişiz ama küfürsüz olan da yakalamış seyircisini.

TV’de önce aile değerlerimizi satmışız haraç mezat,  peşi sıra en övündüğümüz konu olan misafirperverliğimizi.  Yaşlı insanlarla evlenmek isteyenlerin sorduğu “Evin sana mı ait, araban var mı?” sorularını şaşkınlıkla dinlerken, yemek masasındaki çirkeflikler çıkmış sahneye.

Farkında mısınız?  Bize ait olan tüm iyi şeyleri kökten değiştirmek istiyorlar sanki.

Ama arada yapılan güzel işler, ortaya konan iyi melodiler, sözcükler, resimler tüm yapıtlar ve yapılanlar değerini anlayacak birilerini buluyor. İyiyi talep edersek, bunu çoğaltabiliriz diye düşünmek çok mu romantik?

Fotoğraf: Ali Işım