Siz de meyve veren ağaçlara göklerden mucizevi bir güzellik bahşedildiğini düşünmüyor musunuz?

Çıplak kaldıklarında dahi dişi bir güzellikleri yok mudur?

Hele de çiçeğe yazdıklarında nasıl işveli, nasıl fevkalade olurlar…

Çiçekler uçarıdır; duramazlar yerlerinde; uyarlar asi rüzgara ve uçuşup giderler mis kokularıyla…

Ardından ağacın bir canı bin cana dönüşür.

Adı elma olur, kiraz olur, incir olur, nar olur…

Elma kışkırtıcı…

Kiraz şımarık…

İncir erotik…

Nar ise tanrısaldır…

Bereket, bolluk, ruhun ölmezliği, doğurganlık, yeniden doğuş ve doğanın mükemmelliği gibi türlü anlamlarla onurlandırılmıştır ve teklik içinde çokluğu simgeler nar.

Gizemli varoluş öykümüzün sırrı “tek içinde çok” felsefesinde gizliyse bunun en güzel sembolüdür.

Sıradışı narın zarif tacı bir hükmedişin ispatı gibidir; ya da taçlandırılmış oluşu farkı ve üstünlüğüdür.

Sert ve güçlü kabuğu sonsuz meziyetlerinin koruyucusuyken; kızıl can suyunun buruk tadı çaredir dertlere.

Masallara ve mitolojik öykülere konu olan yapısal ve görsel kusursuzluğuysa hayran olunmayacak gibi değildir. Yine de sıradanlaştırılmış olmasaydı keşke… Ne yana baksam nara bir gönderme var: içine nar sıkıştırılmış resimler; nar formlu objeler; narlı adlar…

İlgisiz bir biçimde nar motifi kullanılmış sıradan işler çok fazla ne yazık ki…

Keşke, narın güzelliği Bedri Rahminin şiirinde sevdiğine seslenişi olarak kalsaydı; nar tanem, nur tanem… diye.

Yunan mitolojisinde yer altı tanrısı Hades güzel Persephoneyi kaçırıp krallığına hapsettiğinde; buna razı olan tanrıçanın evlilik bağının çözülmezliğinin sembolü olarak yediği nar ya da İran mitolojisinde İsfandiyar’ın yedikten sonra yenilmez olduğu düşünülen nar taneleri olarak kalsaydı.

Kutsal kitap metinlerindeki çiçeğine, meyvesine, ağacına sıralanmış övgülerle, bilseydik narın kıymetini keşke.

Tüm bu mitler ve içinde sakladığı derin anlamlara ilintili olarak benim narın görselliğiyle yaşadığım aşksa çok uzun yıllar öncesine dayanıyor.

Kuruttuğum narları evimde dekor olarak kullandığım zamanlara…

Sonraları evde saklanan kuru dal ve çiçeklerin yaşam enerjimizi emdiğini ve her zaman taze ve canlı bitkileri tercih etmemiz gerektiğini öğrendim ve bundan vazgeçtim. Ama gönülden bağlıyım duruşunun asaletine ve kutsal aurasına.

Şimdi narlar çiziyorum, kanatlı narlar hem de… Tanrısal narlar… Mısralarına tutkun olduğum şairin; “kor kor dağılıyor içimin narı” deyişi sarsıyor beni.

Persephone’nin kucağında tuttuğu narın, yemininin kutsallığını sembolize edişi hüzünlendiriyor nedense. Olanca çokluğuna rağmen, birliği, tekliği ifade edişindeki sadeliğe saygı duymamaksa mümkün mü?

Yaşam sembolü ağacının çılgınca çiçeklenen dalları, asaletinin ifadesi tacı ve ateşle suyu birleştirmenin imkansızlığına kafa tutan nemli kor taneleriyle tanrısal bir mucizedir nar.

NAR / Birhan Keskin

çiçeklerin eksilen suyuna su,

yazın yanına hatırayı ekledik,

çekirge sesleri ve

öğle güneşi altında narın

olgunlaşmasını bekledik.

bekledik, başka başka odalarda

çektiğimiz ağrı dinsin,

bir çocukluk düşü gibi

ince bir sızıya dönsün diye

yaza sedeften bir anlam ekledik

biliyorsun,

bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,

yazların yanına yazlar ekleniyor,

zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada,

ağırlığına duygunun,

taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya…

sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı?

ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek,

köklerinde sürecek mi aşk?

ah benim hayal kardeşim,

bizim bu aşktan alacağımız var,

dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı,

geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.