Birkaç sene önce bir arkadaşım beni Yoga dersinin arkasından yapılan bir sohbete davet etti. Meraklıyım ya herşeyi denemeyi seviyorum, tamam dedim.

Yoga hocası Bhagavad Gita’nın (BG) kitabını okuyor. Oldukça spirütel bir odada, duvarda şu hintli resimlerinin asılı olduğu loş bir ortamdayız. Aklıma Santa Barbara’da arabamı park ettikten sonra yanıma gelen bir Hare Krishna üyesinin bana Bhagavad Gita’nın kitabını hediye edişi geliyor. Pek nazik, çok sevgi dolu ve bir melek edasıyla tebessüm eden Hare Krishnalı’ya nazik jestinden dolayı teşekkür ettim. Saçları sıfıra vurulmuş dost, para almayı reddetti. Kitabı aldım ve evde kütüphaneme bıraktım. Nedense, o kitaba bir türlü elim gidip de okuyamadım. Kısmet, Istanbul’da bir yoga merkezinde bu öğretiyle tanışmakmış.

IQ’su çok yüksek ve çok başarılı bir arkadaşım, hayatında bir geçiş dönemindeydi. Bir nevi arayış ve belki biraz da bocalamaların yaşandığı bir zaman dilimindeyken, bu ögretilere merak sarıyor. Hani hepimizin zaman zaman yaşadığı bir dalgalanma durumu vardır ya, işte öyle birşey… Hoca kitabı okudukça etrafımda bulunan eğitimli, belli bir gelir seviyesine sahip, dünya görmüş bu insanların davranışlarını gözleme koyuldum. Hocanın okumaları ve yorumları karşısında ben şaşkınlık içerisindeyken, acaba Yoga seansında bu kişilere içirmiş oldukları birşey var mıydı diye iç geçirmeden edemedim.

Felsefe kitapları okumayı, BG kitapları okumaya tercih etsek olmaz mı? Emin olun daha çok şey öğreniriz. En önce sorgulamayı, düşünmeyi, derin düşünebilmeyi öğreniriz.

Dersin sonunda arkadaşıma böyle bir söyleşiden nasıl zevk alabildiğini sordum. Bana konuya mantığımla baktığım ve çok analitik olduğum için böyle düşündüğümü söyledi. Bu konulara itiraz eden herkese aynı şeyin söylendiği ve aynı tarzda yaklaşıldığı gibi… Güzel bir telkin elbette.

Bense toplumun ara ara şu “mantığı bırak, kalbinle bak” telkinleriyle hafiften uyutulmaya başladığını düşünüyordum. Arayışta olan bir kişi çıkmazda olduğunda her dala sarılma eğiliminde olabiliyor. Bu süreçte tutunduğu dalın kişiye faydası varsa, elbette o dal değerli oluyor. Bazen bu durum hastanın doktoruna aşık olması gibi geliyor.

Örneğin, kanserden, depresyondan ve daha bir dolu sorundan sizi arındıracak, taa Amerikalardan gelmiş bir bilimsel olmayan teknik varmış.  (Tabii ki bilim adamları doğal teknikleri sevmedikleri için kanıtlanamamış 30 yıldır). Bu teknikle hayatızı dönüştürebileceğinizi iddia eden bir kadın, yazdığı kitabında “Annesi ölen bir kadının neden ağladığını ve üzüldüğünü anlayamıyorum” diyor. Ona göre duygu kontrolü yoktur bu ağlayan kişinin. Bundan da öte, annesi ölen kişi hayatı kabul etmekte zorlanmasa ağlamıyor olacaktır.

Bu üstün kadın annesi öldüğünde olgunlukla karşılıyor, hiç ağlamıyor ve ertesi gün hayatına hiç birşey olmamış gibi devam edebiliyormuş. Şimdi lütfen birisi bu tür insanlara, yani mantık değil kalptir aslolan deyip bir de üstüne “kalplerini” kapatanlara mantıksal düşünebilmenin faydalarını göstersin. Göstersin ki, en temel duygumuz olan üzüntü, canımız olan insanların kaybında ortaya çıksın. Çıksın  ki insan olduğumuzu hatırlayalım. Bu tür kayıplar olduğunda bir insanın geçtiği tüm evrelerden geçmeyi ve bunların doğal süreçler olduğunu farkedelim ki, kafası karışmış çare arayan vatandaşlar yanlış yönlendirmelerle hayatın diğer ucuna çekilmesin.

Arkadaşım, BG sohbetlerine artık devam etmiyor, ama yoga ile rahatlıyor, meditasyon ile zihnini sakinleştiriyor.  Valla ben birşey söylemedim, hele mantığınla düşün hiç demedim. Yaptığım sadece yaşaması gereken süreçten geçmesine izin vermek oldu.

Görsel kaynağı:

http://www.behance.net/gallery/Misc-Artworks/740752