Yıldızlara değebilirmişsiniz hatta başınızda yıldızlardan bir taç varmış gibi gelmiyorsa size

milyon tane kelebek tüm bedeninizi kaplamışçasına ürpermiyorsa teniniz

içinizde bir yerlerde patlamak üzere bir yanardağ hissi yoksa

farkında değilseniz uçabildiğinizin hem de deliler gibi çığlık çığlığa…

aynı anda hem fevkalade mutlu hem de mutsuzluktan ölecekmişçesine bedbahtmış gibi değilseniz

gezegendeki tüm çikolata ve pastaları yiyebileceğinizi düşünmüyorsanız

gökkuşağının sadece bir gökkuşağı olduğunu sanıyorsanız

siz şarkı söylemeseniz de içinizdeki müzik hiç susmadan çalıp durmuyorsa

yüreğinizin romantik dansına adımlarınız uymuyorsa

yani tam bir çılgın gibi hissetmiyorsanız eğer

AŞIK değilsiniz demektir…

Aşık olmak için asla baharı beklemeyin…

Badem ağaçlarının açmasını beklerken zaman kaybetmeye ne gerek var

Aşk zaten dokunduğu her yere taşır baharı…

Ne kadar çılgınca, budalaca ve olanaksızlıklarla dolu olsa da nafile

mantık son nefesini vermiştir artık

ve bunu da en güzel Erich Fried anlatmış:

“Bu çılgınlıktır” diyor Akıl…

“Bu neyse o’dur” diyor Aşk…

“Bu mutsuzluktur” diyor Dikkat…

“Yalnız acıdır” diyor Korku…

“Geleceği yoktur” diyor Sezgi…

“Bu neyse o’dur” diyor Aşk…

“Bu gülünç bir şey” diyor Gurur…

“Budalalıktır” diyor Dikkat…

“Olanaksız” diyor Deneyim…

“Bu neyse o’dur” diyor AŞK…

O halde şarkıya kulak verelim : LOVE is in the air 