1.

Ben seni ilk gördüğümde dünya dönmeye başladı etrafımda ve ben etrafımda dönen dünyanın etkisiyle kendimden geçmişim. Gözlerin mavi denizler gibiydi engin ve dipsiz. Beni fark etmeni bekledim nedense, kim bilir kaç kere kaçamak bakışlarla takip ettim seni. Karşındayım işte…

Kimsin sen? Seni gördüğüm andan itibaren akrep ve yelkovan durdu. Kalbim atmıyor.  Kuşların kanadı kırık. Aynı yağmurda ıslanmak bereket midir? İkimiz için bir umut taşır mı bulutlar? Yalnızca sessizlik var. Bu kördüğüm!..

O an ayaklarımızın altından dibe doğru çekilirken beni gördüğünü gördüm, gözlerimin içinden sana doğru bakan gözleri. Büyük bir sır vermek istedim sana, beni hatırlatacak bir hediye. Zaman öyle sen ki, öyle ince ve kırılgan ki dokunmaya korkuyorum. Dokunursam bu an dağılıp kırılacak ve hiç bir tesadüfün bizi bir araya getirmesine olanak vermeyecek gibi. Hiç başlamamış bir aşkın hiç bitmemesini istemek. Yüzündeki hiç bir ayrıntıyı kaçırmaya tahammülüm yok benim.

Aşk bu olsa gerek şimdi derinlere sürüklenirken ve ateşler içinde çaresizliğimin verdiği bütün güçle sana yalvarıyorum, ne olur… Hiç bir oteki yaşamın bizi bir daha bir araya getirmeyeceği bilerek, ne olur… Ben bütün özgürlüklerimi sana teslim edebilirim sonsuza dek, ne olur…Ve sen benim gözlerimden kendini bir kere görebilseydin, belki ilk başta korkardın gücünden aşkımın ama sana yalvarıyorum usul usul okşarken rüzgar saçlarını biz olma ihtimaline sarılarak, lütfen benden esirgeme kendini.

O kısacık zaman diliminde bende takılı kalan gözlerinle yavaşça uzaklaştın. Öylece durdum. Ne yapacağımı bilmez bir haldeyim. Şimdi ben ben olsam gidemem ama ben ben değilim, ben senim, kendimden vazgeçmiş bir halde. Yalnızca sen varsın. Ve senin varlığın tüm dünyayı aydınlatıyor.

Seni kendi içimde kaybedemezdim. Senin peşinden gitmeliydim ve öyle yaptım. Yaşarken yaşadığını bilmeyen bir bene karşı, sen olma cesaretini gösteren bir benle yazgının kaderini değiştirebilirim, değiştirmek istedim. Aşk tüm yazgıları yeniden yazabilme gücünü elinde tutandır. Onu ilk kez yakaladım tanrının yardımıyla. Seni ilk gördüğüm an aşık oldum ben. Aşkın ne demek olduğunu seni ilk gördüğümde anladım. Kalbimi iki elimle söküp önüne attım. Çığlıklarımı tüm dünya duydu, sen susup öylece baktın. Susanlara bir şey sorulmaz, biliyordum…

BARTLEBY SENDROMU

Hermann Melville, Kâtip Bartleby adını taşıyan kitabıyla Bartleby Sendromu’nun isim babası olmuştur. Bartleby Sendromu, yazarlık hayatının zirvesinde olup da bilinmeyen bir sebeple yazmayı bırakan ve susmayı tercih eden yazarları nitelemek için kullanılmaktadır. Bir yazar ya da şair neden susar hiç merak ettiniz mi? Yaşam kimi zaman ağır ve uykusuz, kimi zaman da varolmadığınızı bilecek kadar hafif ve aldatıcıdır. Bir çeşit delilik diyebilirsiniz ya da nihilizmin doruklarında bir kayboluş. Yine de susan bir yazarın gerçek dünyasını algılamamız bu noktadan mümkün gözükmüyor. Artık bir şey yazmanın mümkün olmadığı bir dünyaya kapılarını açan yazarlardan bazılarını tanımanızı istiyorum. Neden sustuklarına gelince; ben bu noktada anlatıcıyım, yorum okuyanındır.

Kâtip Bartleby New York’ta bir büroda çalışmakta ve kendisine sorulan her soruya “yapmamayı yeğlerim” diye cevap vermektedir. Pazar günlerini bile büroda geçiren Kâtip Bartleby hayatı hakkında kendisine sorulan sorulara veya bir sey söylemesi istendiğinde hep aynı cevabı verir “yapmamayı yeğlerim” .

İste yazmamayı yeğleyen yazarlardan bazıları:

Herman Melville (1819 -1891)

Herman Melville,1 Ağustos 1819’ da New York’ da doğmuştur. Ailesinin maddi durumu iyi olmadığından çocukluğundan itibaren çalışma hayatına başlamıştır. 18 yaşında Liverpool’ e giden bir gemiye binmiş ardından gençliğinin en güzel günlerini kabusa çeviren ancak dünya edebiyatına kazandıracağı büyük bir romanın malzemesi de bu yolculuktan çıkmıştır. Melville yirmi iki yaşında güney denizlerinde balina avına çıkar ama zorlu koşullara dayanamayıp birkaç arkadaşı ile gemiyi terk eder ve bir süre Typee yerlileri arasında yaşarlar.

Otuzlu yaşlarında Boston’ a döndüğünde ise bir daha deniz seferlerine çıkmak istemez ve yazmaya başlar. Moby Dick’ i 1851’ de tamamlar, ancak Melville’ in romanları yeterince ilgi görmez. 1866’ da New York gümrüğünde müfettiş olarak çalışmaya başlayınca edebiyattan bütünüyle uzaklaşır ve yazmayı bırakır. 1891’ de öldüğünde hiç kimsenin hatırlamadığı bir yazardır.
Arthur Rimbaud (1854-1891)
Jean Nicholas Arthur Rimbaud (20 Ekim 1854 – 10 Kasım 1891), Parnas akımının en büyük temsilcilerinden, aykırı Fransız şairdir.

20 Ekim 1854′ de Fransa’ da doğan şair, varlıklı bir aileden gelmektedir. Annesinin genç yaşta eşinden ayrılmasıyla çocukluğu baskı içinde geçer. “Öksüzlerin Yılbaşı Armağanları” (Les Etrennes des Orphelins) Arthur Rimbaud’ un bilinen ilk yazılı şiiridir. Henüz 16 yaşındayken evden kaçıp Paris’e gider. Savaş ortamında 2 kere daha kaçar ancak her seferinden evine perişan hallerde geri döner. Bu sırada Paris’in meşhur kafelerinde şiirler yazıp, sanat ve siyaset hakkında tartışmalara katılır ve uyuşturucu kullanmaya başlar. En son evden kaçışında, mektup ve şiirle dostluğunu pekiştirdiği dostu Verlaine’nin evine sığınır. 1873′ de ilk şiir kitabı “Cehennemde Bir Mevsim” (Une Saison En Enfer) yayımlanır. Verlaine’ in Rimbaud’ u Brüksel’ de bir tabanca kurşunu ile yaralamasının ardından, eşcinsel ilişkileri yüzünden başları belaya girer. Verlaine kürek mahkumu olarak hapse atılır, Rimbaud ise serbesttir. 1875′ de son kez görüşmelerinin ardından bir daha asla görüşmezler. Bu tarihten sonra da Arthur Rimboud şiir yazmayı bırakır.

Franz Kafka (1883-1924)

3 Temmuz 1883’de Prag’da doğan Franz Kafka, 3 Haziran 1924’de Kierling’ de ölmüştür. Kafka ilk eseri olan “Bir Savaşın Tasviri” adlı öyküsünü öğrencilik yıllarında yazmıştır. Yahudi tüccar bir aileden gelen ve Almancaya’ da hâkim olan Kafka ölmeden önce yazdığı ve yayımlanmamış eserleri meslektaşı ve yakın arkadaşı Max Brod’ a emanet etmiş ve ölümünden sonra hepsinin yakılmasını vasiyet etmiştir.  Ancak Max Brod Kafka’ ya verdiği sözü yerine getirmez ve eserlerin yayımlanmasını sağlar. Bu eserler 20 yy. edebiyatında kalıcı bir etki bırakmıştır.

Juan Ramon Jiménez (1881-1958)
İspanyol şair Juan Ramón Jiménez 24 Aralık 1881′ de doğmuş ve 29 Mayıs 1958′ de  de Porto Riko’ da ölmüştür. Başlıca yapıtları arasında “Yeni Evlenmiş Şairin Güncesi”, “Menekşe’nin ruhları”, “Sonsuzluklar” ve “Birlik” sayılabilir. Şair 1956 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. Bu olayın hemen ardından vefat eden eşinin üzüntüsüyle yazmayı bıraktığı söylenir.

Görsel kaynağı: http://hippiewitch.tumblr.com