Bir şubat öyküsü anlatmak istiyorum.

Aslında bu gün sevgiliden mi bahsetmeliydim, aşktan, tutkudan mı acaba?

E zaten bu öyküde de hepsi var.

Bu arada önemli not: 14 şubat geri adım atmış.

Bu yıl, işi başından aşkın, çok meşgul ve de

olağanüstü tahammülsüz olan pazartesi kabullenememiş sevgililer günü olmayı.

Elbette bir çaresi bulunmuş ve en kıpır kıpır, en eğlence meraklısı, en sıcak kanlı;

hafif alkollü kokteyllere, parfüm kokusuna, topuklu ayakkabılara ve dansa bayılan

ateşli cumartesi üstlenmiş bu mühim görevi:)

Vee bu yıl 12 Şubat :-x kutlu sevgili günü !!!

Unutmayınız!

Ben öyküme gelirsem ki istisnasız bu da bir sevgili öyküsüdür, 2004 şubatına geri dönmemiz gerekir…

Biri altı yaşında pamuk yanaklı, karamel saçlı, prenses ruhlu, tatlı cadı bakışlı Derin kuzum ve diğeri, ortaokula giderken bile sağda solda gördüğüm çekik gözlü çocuklara hayran hayran baktığım; dergi ve gazetelerden çın çın çocuk resimleri kesip sakladığım ve
öyle bir çocuk sahibi olmak için bir japonla evlenmekten başka çarem olmadığını sandığım halde, bana tanrı tarafından iç sesim duyulmak suretiyle gönderilmiş, neredeyse yarı asyalı bir bebek şeklinde kucağımda duran 8 aylık Duruşkam ile birlikte iki kız çocuk sahibi bir kadındım o tarihte ben:)

Üniversite yıllarında “çocuk sahibi olmak mı asla!” diyen bana ne olmuştu da şimdiden iki çocuk sahibi olduğum halde “ belki kendime bir de 40 yaş hediyesi yaparım, belli mi olur” diyebilecek kadar olağanüstü gözü kara bir kadına dönüşüvermiştim.

Çok sevdiğim bir elbisenin bir renginden almakla yetinmeyip mutlaka bir başka rengini de aldığım hatta bunu huy edindiğim dönemler de olmuştur ama çocuk sahibi olmak bu, başka bir şeye benzemez ki…

Düşünüyorum neydi benim derdim diye…

Birincisi benim bir kız kardeşim olmasıydı.

Ben ki uçuk kaçık, çocuksu halim, masal dünyam, sınırsız düşlerim, ay ışığı sevdam, yarım asırlık oyuncaklarım, antik zevklerim, bulutlu hislerim, med cezir mantığım, buğulu zihnimle tutunduğum balonların ayaklarımı yerden kesmesine gönüllüyken ve bu olmam gerekenden uzak halim beni mutlu etse de, gerektiğinde eteğimden tutup beni yere bastırabilen olağanüstü bir kız kardeşe sahibim… Anlattıkça hafifleyen acılar ve ruhlarımızı yakınlaştıran sırlar dışında sayısız güzel an ve keyifli anılar paylaştığım sevgili kız kardeşim.
İşte tam da bu sebepten kızıma bir kız kardeş vermek istedim ben ve şükür verebildim de.
İkincisiyse iki kız çocuk sahibi olduğum ve benim isteğim gerçek olduğu halde aileye bir de erkek bebek katılmasını arzuluyor olmamdı.
Ama belki de asla öyle bir şey yapmayacak olmanın rahatlığıyla kendimle dalga geçerken
“40 yaş hediyesi veririm kendime”, diye; biri eteğimde ana sınıfı öğrencisi, diğeri kucağımda 8 aylık bebek olmasına rağmen 34 yaşımda üçüncü bebeğime hamile olduğumu öğrendim soğuk bir şubat gününde.
Büyük bir sürpriz, beklenmedik bir haberdi bu.
Hazırlıksız yakalanmıştım, mümkün değildi bu bebeğin dünyaya gelmesi.
O ilk anda hissettiklerim bunlardı ve uzun bir gece vardı önümde ne yapmalı nasıl davranmalı, diye düşüneceğim.
Sonra karar; ardından randevular, ayarlamalar, doktorumun benim için tüm programını değiştirmesi…
Söylemiştim soğuk bir şubat günüydü ama kuru soğuk, ne yağmur ne de kar, bu gün gibi işte.
Ve ertesi sabah uyandığımda çocukluğumdan beri hissettiğim bir şeyi hissettim; dışarıda beni bekleyen bir şey vardı.
Yeniköy’de oturuyorduk o zaman; her yanı camlarla kaplı bir salonumuz vardı ve yine camlı bir kapıyla ayrılıyordu giriş bölümünden; kapı kapalıydı ama içerden sanki bir ışık sızıyordu dışarıya.
Kapıyı açtım ve gördüm her yer bembeyaz karla kaplıydı. Ama nasıl kar, diz boyu ve hala da lapa lapa yağıyordu…
Işığı tüm odayı kaplamıştı, inanılmaz bir şeydi bu. Bir gün önceden tek bir işaret vermeden nasıl beklenmedik, nasıl sürpriz; aynen karnımdaki bebek gibi…
Yolların kapalı olması, istesem de belki gidemeyecek olmam bir yana benim o an düşündüğüm bunun bir işaret olduğuydu.
Tanrıdan gelen bir uyarıydı bu, nereye gidiyorsun, diyordu… Gidemezsin!
Evet bir kar anında bebeğimi doğurmaya karar verdim
Ve eylül ayında yumuk yumuk gözleri, kar gibi bembeyaz teniyle aşk bebeğimi aldım kucağıma.
Adı Şan oldu oğlumun.
Ama bir adı da Karan onun, onu bir kar anında doğurmaya karar verdiğim için.
Aşk fevkalade ihtimallerin gerçeğe dönüştüğü anlardan ibarettir ve sırf bu anlar için bile kutlanmaya değerdir.