Dünya dönüp durur, her dönüş kendine özgü, kendi tarzında, kişilikli ve kurallıdır da…
Biz onları isimlendirmiş olanlar gibi sekmez, sarkmaz, atlamaz, yoldan çıkmaz.
Saygı değer gün görmüş bir beyefendinin dansı gibidir yerküremin gün dönümü.
Adımlarını sayar, kendi etrafında döner, zarifçe selam verir yaşanmışlığın tüm asaletiyle ve kavuşur “gün” geceye.
Ay Hatun olanca tılsımıyla dupduru ak güzelliğiyle ve vadettiği gelecek düşleriyle milyonlarca yıldır aklını başından alamadığı gibi bir türlü peşinden ayrılamaz da Küre Efendinin.
Her bir salınımı ayrı bir seremonidir de biz “ay” der geçeriz.
Özü aşktır Küre Efendinin, özü kordur, ateştir, yanar için için.
Lakin karşılıksızdır aşkı, imkansızdır.
Bilmektedir her bir adımının yok oluşa kül oluşa taşıyacağını onu ama efsaneler küllerinden doğar.
O ki; göz yaşlarınca okyanusları,
yalnızlığınca uçsuz bucaksız ovaları,
öfkesiyle deli dağları olan…
Vazgeçemez yaşam kaynağı, tanrıçası güneşinden…
Sadakatle…
Tutkuyla…
Aşkla…
Döner döner döner…
Ve akıp gider yıllar…
Yaşam karmakarışık hislerle bulandırır bazen zihnimi.
Dünya mı döner bir tek?
Ben de uyarım ona ve döner dururum sürekli.
Ve sonra bir kaybolma hissi…
Böyle zamanlardaysa

Pusulam sol bileğimdedir,

kalbimin çıkmazına giden 
kestirme yeşil yolda bir levha gibi durur.

Yaşam ritmime duyarlı, gönül gözüme ayarlıdır kendiliğinden,

dur der

koş der

uç der

eğer kaybolursam
 düş ormanımda

bilemezsem

bulamazsam

duyamazsam

ve bilinç dışı bir duyumla

mutluysam 
bu divane halimden

AŞK der.