Başka bir şirketteyim artık, nereden baksan 3-5 yıllık tecrübeli elemanım, daha iyi okuyorum iş yaşamını, müşterileri, hatta yöneticilerimi…

Ama hayatı karartan küstüm çiçeğini anımsadıkça, neydi acaba derdi diyorum! Sevgilisiyle mi başı dertteydi, sevgilisi mi yoktu, insan düşmanı mıydı yoksa kendine mi düşmandı? Niye günün dörtte üçünü küsmekle geçirirdi? İyi tamam o küsüyordu da benim de günümün yarısı bu kadın niye küstü diye düşünmekle geçiyordu X_X Ne gereksiz zaman kaybı!

N’apılım bu da değişik bir tür. Bir başka canavar iş kadını.

Bazen servis sabahları geç gelirdi. İstanbul trafiği bu, adamacağız onu ordan bunu burdan alacağım derken bazen gecikirdi işte… Diyelim ki 08.30’da başlaması gereken mesai 09.00’da başlardı. Bazen de 08.15’de ofiste olurduk o ayrı…

Ben önceleri onun garipliğini çözemiyordum ama sonra kesinleşti ki, hatun kişi, bize (servis insanlarına) küsüyordu. Çünkü kendisi, özel arabasıyla erkenden orada olmanın bir yolunu buluyor, geciken herkese de kaybedenler kulübününün üyeleri olarak bakıyordu. Erken geldiğimizde ekstra mutlu olmuyordu ama 15 dakika geç kalınca küsüyordu.

Bu küsmeler elbette gecikmeyle ilgili değilldi sadece. Masasına yanlış bırakılan bir evrak için sekretere küsüyordu. Azıcık yüksek sesle gülen muhasebe elemanına küsüyordu. İnsanlar beraber ve mutlu öğle yemeklerinden dönünce bu mutluluğa küsüyordu.

Küstüğünü nasıl mı anlıyorduk?

Küsmesini gerektiren olay esnasında bir kaşını hafifçe kaldırıp, konuşmaya gerek bırakmayan bir bakışla, “Hiç uygun bir davranış değil!” diyordu. Yani sesli olarak değil kaşlı gözlü olarak konuşabiliyordu küstüm çiçeği.

Normalde gülümseyen bir kadınken, küsünce, küstüğü kişi dışındakilere de küsüyordu.

“Günaydın” demek yerine saate bakıyordu.

Küstüğü anlarda zalimleşiyordu ama telefonu çaldığında, şahane bir ses tonuyla olduğundan daha canlı ve mutlu oluyordu. Bu tavrıyla bize “Siz de hak etseniz, sizinle de böyle harika konuşurum ama nerdeeeee?” diyordu. Bundan eminim.

Küstüğü gün hemen ekstra bir şeyler istiyordu. Olmadık bir rapor, falanca müşterinin görüşmesi nasıl gitti, hala o iş gelmedi mi bize? vs… Böylece eksik bir şeyler buluyor, küsüşünün ne kadar haklı olduğunu bize de kanıtlıyordu. Netekim biz taş kafalı ayak takımı bundan anlıyorduk!

Bir buçuk yıla yakın sürdü bu macera ve o ofisi düşündükçe aklıma gerilimli, akıldışı bir atmosfer geliyor sadece. İnanamıyorum bu canavarların normal insanlar arasında olabildiğine.

Bu küsme işinin, daha sonra ne sıklıkla karşıma çıktığını tahmin bile edemezsiniz.

Kendimi de kaç kere küserken yakaladığımı bir de… Anında müdahale edip, o küsük dudağıma pıt pıt diye kaç kere vurduğumu.