Orta yaşlı kadın oluyorsunuz bir gün. Aniden oldu bana bu. Sizi bilmem. Ya daha zaten gençsiniz ya da gerçek yaşınızı kabullendiniz. Ne güzel. Tebrik ederim.

Kimse size söylemiyor. “Genç “lafı  birden ortadan kalkıyor, işin garibi  yerine de bir şey gelmiyor.

Sizin anlamanızı bekliyorlar.

Ben anlayamadım.

Hala kavrayamadım.

Ben 39 yaşındayım. Uzun yıllardır… Sakın yanlış anlamayın. Fiziksel kaygılardan söz etmiyorum (o ayrı bir köşe konusu olsun burada konumuz başka)

Ben diyorum ki; fark edememiştim. Birden bir gün oldum. Orta yaşlı.

Ailenin en küçüğüydüm. İki abiden sonra. Ufaklık. Üstelik tek kız. Uçan Balon alınacaksa ben isterdim mesela.

Çikolata ya da kiraz tek kaldıysa benim olurdu.

“Ama O daha küçük abisi…”

Kuzenler  içinde de -teyze ve hala çocukları arasında- en genç oldum hep. Kuzenlerde 68 Kuşağı en büyükler, bir sonrakiler  ve ben. Bıdık. Eşşekten oynardım ben hep. Göz yumarlardı herşeye.

“İhtilalde daha 2 yaşındaydı bu.” cümlesini çok duydum. İhtilali konuşurlarken bana dönüp gülerek söylendi…

Okullarda  zaten çocuktuk, ergendik, gençtik… Düşünmedik geçti bitti o yıllar. Yaşta neydi ki?.. Lay lay lom!

Genelde yazlıkta, tatillerde abimlerin arkadaşlarıyla gezdim, tozdum. Yine en küçüklerdendim. Sigara, bira falan içerlerdi. Büyüklerdi.

“Hadi sen git artık. Çok geç oldu, uyu” derlerdi.

Giderdim.

İşe başladım üniversite bitince, yaş farkı çoktu aynı bölümdeki arkadaşlarla aramda. 22 yaşındaydım. Ortalama yaş,  32 falandı. Dalga geçerlerdi yine “ufaklık” diye.

“Sen yeni mezunsun hadi bakalım söyle, sen daha küçüksün fotokopileri getir” derlerdi şakayla karışık… Şirket gecelerinde  Samanyolu, It’s now or never  falan çalardı.

Annemler gibi dans ederlerdi. Daralırdım.

21.5 yaşımda çoğu yakın arkadaşımdan önce evlendim. En genç evlenenlerdendim çevremde. Eşim de 5.5 yaş büyük benden. Arkadaşları ve çoğu  yaşıt olan eşleriyle gezdiğimizde, en genç yine  bendim, onlar gibi hanım hanımcık olmayı denediğim yıllar oldu beceremedım. Neyseki onlardan gençtim hoş karşıladılar.

Profesyonellikten ayrılıp kendi işimi kurduğumda çoğu yerde, iş yeri sahibi diye tanıştırılırken muhakkak yaşımla ilgili yorum aldım.

“Oo çok da gençmişsiniz.”

“Ooo  biz sizi daha yaşlı bekliyorduk”

Benetton bayilerini işletirken İtalya’dan gelmişlerdi üst yönetim. İlk yorum yine mağazanın satışı değil, ne kadar “genç” olduğumdu, unutmadım.

“En genç bayimizsiniz.”

Mağazalarımızda  çalışan elemanlar benden  sadece 4-5 yaş gençti. Anneleri babaları gelirlerdi mağazalara koskoca annem yaşında amca ve teyzelerdi. Saçımı okşarlardı  giderlerdi. Muhasebe  ve mağaza müdürü benden çok büyüktü.

Bunlar yetmedi.

Silk&Cashmere ile ilgili Çin’e yaptığım seyahatlerde “kadın” olmam kadar bu girişimi ne kadar “genç” yaptığım da söz konusu edildi hep. Çin’de bile…

Ve üstüne üstlük S&C için aldığımız ödüllerden pek çoğunun başında “genç” sıfatı vardı.

Young Entrpreneurs’den, “En Genç yaratıcı Girişimci”, basından “Başarılı Genç İş kadınları” gibi .

Sonradan fark ettim ki bu tesadüfler beni feci şekilde  yanıltmış! MahvetmişJ

Edebi deyimiyle “yanılsama” yaratmış.

Yani ben sanmışım ki  insanların “en gençler” grubundayım. Ve bu sınıflama yaşam boyu sürecek.

Şimdi “Hepimiz gençtik “demeyin, herkesle aynı ortamda aynı yaşlarda  genç olmak değil, bulunduğunuz her ortamda “en genç” olmak belki de bu yanılsamayı yaratan bende.

Bu benim göz rengim, boyum, kişilik özelliğim gibi bir şey mi sandım acaba?.

Üstünde pek düşünmeden, ayrımsamadan “Hep genç kalacağım” sanmışım galiba..

Tekrar ediyorum; fiziksel kaygılar falan değil bahsettiğim. Yaşlanma fobisi asla değil. Sadece basit bir koşullanma.

Size yaşam boyu (çok uzun bir süre) herkes üstüne basarak, fark ettirerek “genç”, “en genç”derse sizde bunu sahipleniyorsunuz gizlice. Memnuniyetle…

Sonra birden bir gün…

Orta yaşlı bir kadın olduğumu fark ettim.

Nedensiz bir şekilde kimse benim için artık  “genç” sözcüğünü kullanmıyordu.

Onun yerine başka bir şey de kullanmıyordu ama…

Çevremdekiler ise  gençleştikçe gençleşti.

Çok örnek var ama en belirgini;

Üniversitelerde  ilk yıllar  markamızla ilgili  konuşma yaparken  “kısa süre  önce  ben de burada bu sıralarda…” diye başladığım konuşmalar yerini, “25 sene önce bu sıralarda…” diye başlayan tümcelere bıraktı. İlk yıllarda konuşma yaptığım okuldaki tüm profesörler benim de hocamken, sonraları birden profesör olan sınıf arkadaslarımın verdiği derslere çağrılmaya başladım. Arayı kaçırmısım. Atlamışım.

Bakanlar, bürokratlar koskoca adamlardı, kelli felli amcalardı. Sonra bir gün bakanlar benden genç oldu. Aniden oldu hepsi. Atladım yine!

“Genç” sözcüğü hayatımın bir döneminde tamamen ortadan kalktı. Ama  gariptir ki “Yerine bir şey gelmedi.”

Kimse size “Amma da orta yaşlıymısınız, sizi daha genç sandık” falan demiyor tabi nezaketen…

“Orta yaşlı bilmem ne ödülü” de almıyorsunuz:)Yok öyle bir sınıflama!

Hiç bir ortamda yaşınızla ilgili yorum gelmiyor aslında. Anlamanınızı bekliyorlar. Ben anlamadım.

“Yaşınıza göre çok iyi duruyorsunuz.”

“Yaşınıza göre çok enerji dolusunuz.”

“Yaşınıza göre……..vs vs vs vs”, diyorlar.

Aslında…

Ama  hiç kimse

“SEN ARTIK ORTA YAŞLISIN” demiyor.

Sanki ortak bir karar, gizli bir oybirliğiyle yaşınızdan söz edilmiyor artık.

Belki de ondan fark etmedim. Anlamalıydım, vaktim yoktu.

Demedi kimse. Denmiyor.

Geleneksel  bilmem kaçıncı 39. yaş günümü kutluyorum diyorum arkadaşlarıma.

Bakıyorum bakıyorum, kendime bir yaş arıyorum, kesinlikle 20’ler değil, 30’ların başı değil, ama 50 ler hiç değil. Hiç ama hiç değil.

Bu benim suçum değil ki… Zorlamıyorum artık kendimi.

Hçi bir anlamda uyum sağlayamadım yaşını yaşayan gerçek 50 ‘lerle.

Onlar yaşlarını yaşıyor normal. Haklılar. Sorun bende.

Sanki benim o atladığım fark etmeden yaşadığım dönemde yaşıtlarım, gittikçe yavaşladılar, dingin, aklı başında, çok daha çabuk  yorulan, gürültüye dayanamayan, daha çok sessizlikten, sakinlikten hoşlanan, aklı selim, herşeyi  yaşamış, görmüş gibi bilen, terbiyeli, mantıklı, her konuda akıl ve nasihat veren, çok çekmiş, bilgeleşmiş, bıkmış, yorulmuş, bahçesinde hamakta yatıp, sebze yetiştirme ya da lüks gemiyle cruise tur hayali kuran, içkiyi  biraz kaçırınca 3 gün  haşat olan, sağlıklı yaşama kafayı takmış, geç yatamayan, en çok  70’lerin müziğini  seven, facebook ve twitterı anlamsız, çocukca ve tehlikeli bulan yaşıtlarımdan nerde, nasıl neden koptuğumu bilemiyorum ama böyleyim!

Dumanı, Rihhanayı, Yüksek Sadakati, Beyonce’yi, Gripini, Auguliera’yı  diğer sevdiğim eski  şarkıcılar  kadar seviyorum.

Çok sevdiğim can dostum bir yaşıtımla TV de film izliyoruz. Filmde iki aşık genç ve anneleri var. Film arasındaki yorumlarından çok şaşırarak anlıyorum ki, arkadaşım kendisini  filmdeki annenin yerine koyarak izlemiş hep, “ben olsam kızıma  öyle demez, şöyle derdim” diyor, ben  ise o genç oğlanla kumsalda  aşk yasıyan kızım hep… İçimden gülüyorum… Arkadaşıma “haklısın” diyorum.

Haklı olan o. Ama bu neyi değiştirir? Filmin keyfini çıkaran benim!

Ortak zevklerimi paylaştığım, benim gibi yaşını hissetmeyen yaşıtlarım dışında, çaktırmadan çevremdekiler de 39 yaşındakilerden oluşmaya başladı. Elimde değil onlarla daha uyumlu ruhum. Onları yormuyorum. Onlara fazla gelmiyorum, kaynıyorum.

Yaşımda bir hata var diye bastıracağım, nüfus kayıtlarına itiraz edeceğim ama aynaya baktığımda aslında “o kadını” da görüveriyorum. O 50’sinde. Belli  işte. Ehh belki, 46-47 görünse de.

Ama hatır için 39 yaşı kabul ettim. En fazla.

Bu sene Geleneksel 39.yasgünümün 13.sünü kutlayacağım.

Muhtemelen 4 ayrı program yapar, çok içer, çok güler, belki bir ortamını bulursam çılgınca  dans da ederim.

Ama önce yaşını kavramış kabullenmiş, dingin, aklı selim  yaşıtlarımla sakin bir yemek  yeriz tabii…

Onları kırmak olmaz.

Çünkü aslında onlar haklı. Bunu biliyorum.

Ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyor:)

Haklı veya haksız, ben yine de hayata 39 yaşımdan bağlanıyorum.

 

görsel kaynağı:

http://thereasonisyou.deviantart.com/