Ben bu botanik hallerimle, asi bir rüzgara kapılıp bambaşka bir iklimde açarsam gözlerimi…

Ne ben şaşırırım buna; ne elim, ne tenim, ne saçım, ne de kirpiğim…

Nerede mi?

Kim bilir belki yağmur ormanlarında; çölde belki ya da çok uzak gizemli bir adada…

Hep bir çiçeğe ya da yaprağa benzetişim kendimi; bu kapılıp gitme isteğimdendir, gibi gelir bana.

Ve şunu bilirim: ya her yana dağılarak tabiatın canına can katan dişi polenler de benim gibi düşünüyordur.

Ya da tamamen dişi bir duygudur da bu; polen/çiçek/yaprak/kadın hepimiz nasibimizi almışızdır bu duygudan.

Aslında benimki biraz da çocukluğumdan kalma Ayşegül serisinin “Çiçek Festivali” öyküsüne çocukça düşkünlüğümle ilgili olabilir.

Yani öyle özgür kadın, asi ruh benzetmeleri, bir şeylerden ya da kendinden vazgeçişlerle değil de;

sadece küçük bir kızın masum düşleriyle açıklanabilir bir durumdur belki de bu.

İyimser ve duygulu yanım: evet evet tamamen çocuk kitaplarının duyarlı etkileyiciliğidir bu, derken;

İnatçı ve direnişçi yanımsa: hayır kaçıp gitme isteğin bu senin ve neden olmasın ki, der bir ayaklanma çıkarabilecek olmanın heyecanıyla.

Sonuçta ben bir anneyim hem de anneliğim üçle çarpılıyor ya da belki de üçe bölünüyor desem daha doğru olacak.

Üç kez daha pratik olurken; üç ayrı soruya aynı anda cevap buluyor olmam gerekiyor.

Üç kez daha planlı olmam gerekirken; üç ayrı isteği aynı anda karşılıyor olmam gerekiyor.

Üç kez daha sabırlı olmam gerekirken; üç ayrı krizi de aynı anda çözebiliyor olmam gerekiyor.

Ve yok bunun sonu, bu liste uzayıp gidiyor.

Ancak sevgi göstermek söz konusu olduğunda çarpmaya da bölmeye de gerek kalmıyor.

Bir tek o sonsuz ve sınırsız.

Tüm bunların altından kalkmaya çalışırken, ne sadece iyi yanımı dinleyip makul bir kadın olabiliyorum.

Ne de sadece direnişçi yanımın içimde sakladığı gerilla ruhuma hayat verebiliyorum.

Aynı anda ikisi de olabilmeliyim, bir sarmaşık gibi belki de; Örtücü, Tırmanıcı ve Çarpıcı.

Düş ülkemde bir karahindiba gibi hissederken; gerçek dünya bir sarmaşık olmalısın, diyor bana.

Nasıl mı?

Örtücü, koruyan, kayıran, ilgi ve şefkat gösteren, sarıp sarmalayan sıcacık kollarıyla.

Tırmanıcı, “yok, olmaz, zor, imkansız, belki, mümkün değil” sözcüklerini duymazdan gelip hep yapıcı olarak, hep daha yukarı çıkarak.

Çarpıcı,her şeye rağmen içindeki renkleri kaybetmeden, ruhunu besleyip bedenine iyi davranarak.

Sarmaşık gidebildiği kadar kalandır da.
Bir yemyeşil olur tüm doğurganlığıyla.
Bir hazan dallarına bürünür tüm olgunluğuyla.
Bir yandan toprağına bağlıdır ruhuna, can veren.
Bir yandan gönlü geniş güneşine yakındır elini tutabilecek kadar.

Ve sarmaşık olma zamanıdır şimdi: örtücü, tırmanıcı ve çarpıcı.