Genç insanların kendilerine iş arama ve bulma çabaları bana  daima sorumluluk hissi verir. Bana ulaştırılan her bir özgeçmişi, birer ödev gibi görürüm nedense. İki seçenek vardır önümde. Görmemiş gibi, o özgeçmiş bana hiç ulaşmamış gibi yapmak veya bir iki satır yazarak yanıtlamak, mümkünse de birilerine ulaştırmak.

Birincisini de yaptığım oluyor evet ama genelde ikinci şıkkı seçiyorum. Hele de özenli hazırlanmış bir özgeçmiş ise, elimden geldiğince özel notlarımla ulaştırıyorum seçme yerleştirme yapan danışman arkadaşlarıma, takip etmeye çalışıyorum.

Bazen de bana birşeyler soruyor genç insanlar. Benim bir aralık birilerine sormak istediğim cinsten sorular. Çaresizliklerini hissediyorum satır aralarında, aman bunu da hissetmeseydim kardeşim diyorum hırsla. Yoğunsam bir iki gün bekletiyorum mesajı posta kutumda. Ceza gibi ordan bana bakıyor Adı Soyadı Hanım/Bey. Sonra oturup yazıyorum. Kısa da yazamam ki ben, şöyle yap, böyle yap, şuraya git şu kimseyi bul, oku, yaz, kendini şu alanda tamamla, ne biliyorsam söylüyorum. Gönder tuşuna basıp, ceza gibi duran mesajdan ve vicdanımdan kurtuluyorum. Ohh! Sonra bi daha bi daha.  Bugüne dek kimseye kopyala yapıştır e-posta göndermedim üstelik. Ne genç insanlara, ne müşterilerime, oturur herkes için özel yazarım ben.

Niye bunları yazdım ona geleyim yazının sonunda:)

Bir iki gündür bekleyen bir e-postayı yanıtladım bugün. 23 yaşında bir genç kız ve metin yazarı olmaya adam ama henüz portföyü yok. Elbette oluşacak ama birşeyler yapması gerek. Yazdım da yazdım yine, çocuğuma yazar gibi, öneriler şunlar bunlar… Gönderdim. Bir saat sonra bir baktım yanıt gelmiş. Etki-tepki güzeldir, iyi gelir insana, ben de severim, heyacanla açtım desem abartmış olmam. Yanıt; “Peki, sağolun.”

Peki, sen de sağol:)

Ama ben sana rağmen küçük kız, bu e-postaları yanıtlayacağım.

Tıpkı bana bir şey satmaya, bana bir şey anlatmaya çalışan herkesi ciddiye alıp onlara da yanıt verdiğim gibi.

Çünkü böyle yapınca daha bir insan olmuşum gibi geliyor bana.