Orada açık frekanslar arasında bir yerdeyim. Şehrin içinden süzülerek geçiyorum. Sesim kapalı bir kutuda yalnız. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yeşilin zamanla betonlara resmedildiği bu kentte (boğazda şimdi bir kıtadan bir kıtaya bakarken hatırladım) ne çok anıyla yüklüymüşüm…

Adı ”kent” olsa da olmasa da, bir toprak parçasında insanların barınabilmesi için havanın soluk alıp verilebilir, suyun içilir ve herşeyden öte yaşanabilir olması gerekir. Yine de öyle yoksunuz ki bu temel yaşama öğelerinden.

İnsan da kent de olanca yazgısıyla; evetler, iter, yalınlaştırır, derinleştirir, sever, aldatır, korkutur, direnir ve özümser.

İnsan da kent de olanca yazgısıyla; kalleş, sevecen, saydam, bulanık, sıkıcı, pis, temiz, alçak, ihtiraslı ve yücedir…

İnsan da kent de olanca yazgısıyla; hırpaladığı gibi sağaltır, üzdüğü gibi sevindirir, gevşettiği gibi çelikleştirir, yaktığı gibi serinletir, yıktığı gibi onarır, bağladığı gibi kaçırır da.

Görülen o ki, hala önleyemediğim bu çağrışım bilinç, linç edilmiş ruhumu konuşturuyor.

Kendimi ifade etme şansımı her an yakalayabilirim. Ruhu talan edilmiş bir kent Istanbul’a karşı, bugün içimden geldiği gibi…

MED CEZİR SÜVARİLERİ / MAGDALENA

Güz ve hüzzamdı ayrılığı

Mevsim

Rengi soluk tenine mühürlü üç nakış

Biz değildir artık bu toprak

Sular çekildiğinde

Açarak demir parmaklığını kapının

Bir süvari

Yalınayak koşuyor denize

Haberci kuşlar göç ediyor

Aramıza düşen olsa olsa bir yıldırım keskinliği

Çok geç

Çok geç artık

Çarmıha gerilen kalbin

Rüzgarlar eserken

Duyulmaz olur sesi

Tüm metal ihtişamınla

Karanlık silüetler arasında yerini alırsın

Kıyıya vurmuş deniz kabukları ya da bir gece

Sular vurur

Sular alır

Sular götürür

Yara yara taşları

Görünmez dediğin nedir ki

Kum tepeleri içinde

Milyonlarca artık iyot

Tıpkı kendin gibi

Bak eksikliğine.

Ancak baktığında bende bil

Saçlarımda tuz taneleri

Yüzümü vuran yazısı alnımın.

Mağrur deniz

Kentleşmiş çöllerde

Kumdan kalesidir yalnızlığın

Sular geri döner de

Bilirim

Sen de öyle gibisin

“Buharlaşıp evrenine

Toprağa düşen gözyaşlarında bir bulutun”

Ey Ab-ı hayat

Her şey ve hiç bir şey için

Demir zırhlı bir süvarinin izinde

Bilmeden uçar tüm Magdalenalar…

Fotoğraf: Sedal Antay