Şans, kısmet, tesadüf, düşeş, bu kadar olur’lar… Bazen bunların tümüyle bağlarımın koptuğunu hissediyorum. Genel olarak hayatla bağın kopuyor böyle dönemlerde. Belirtileri şöyle: Normalde dinlediğinde içini titreten bir müziği dinlediğinde hiç etkilenmiyorsun, normalde seni çok heyecanlandıracak bir şey hiç heyecanlandırmıyor, sanki hiçbir hedefin yokmuş ya da hangi hedefe ulaşırsan ulaş, mutlu olmayacakmış gibi hissediyorsun.

Bu dönemler benim için korkunç çünkü tam bir felaketler silsilesi oluyor. Böyle duygularının kilitlendiğini görünce iyice derin bir kuyuya çekiliyorsun, o kadar kötü hissediyorsun ki iyi bir şeyin başına gelebileceğini hayal bile edemiyorsun, gelmiyor da. Taksi beklerken tam önündeki kadın kapıyor onu, kötü bir telefon aldığında iş hattın daha kötü bir haber için aynı anda çalıyor… Bitmeyen iğrenç bir düzen bu, ve bugüne kadar hiç nasıl kurtulacağımı sistematik olarak bilemedim. Sadece tesadüfen biliyordum, aşık olduğunda bunu yeniyordun, yani o zaman tüm enerjiler senin yanına geçiyordu. Yolculuğa çıktığında bu berbat zincir kırılıyordu. Bir işi çok heyecanla yaptığında, sabahladığında da geçiyordu genelde.

Ama sistematiğini hiçbir zaman keşfedemediğim bir kötü şans silsilesiydi bu, ve “tesadüfen” çıkana kadar içinde kalmak hiç hoşuma gitmiyordu. İşte bugün bir şekilde keşfettim. Evrenin güzel güçlerinin yeniden senin yanında olmaları için basit bir formül var:

“Yüksek bir değeri sev!” Günlük hayatın içinde, genellikle bir şeyler uğruna hırpalanmaya çok alışığız. Kafayı ya birine takıyoruz, bir sevgiliye ya da çocuğumuza, ya da kardeşimize veya çok önemli bir projeye. İyimizi kötümüzü şansımızı kaderimizi hepsini bunun gidişatına bağlıyoruz. Böyle olduğunda, kendi yüce değerlerimizi yok saydığımızı gören hayat, bizi kötü kaderle lanetlendiriyor. Ama bu çemberi kırdığımız anda yeniden mucizelerle karşılaşıyoruz.

Yani tüm hayat kargaşasının ortasında, o seni kırdı diye, o iş olmadı diye, bu yere gidemedin diye suratını asıp oturmaktansa çok şükür sağlıklıyım ve gözlerimi kapadığımda huzurluyum, diyebildiğinde tüm güçler yanında oluyor. Sağlıklı bir besin yediğin için sevindiğinde, kendin için iyi bir şey yapmanın verdiği hisle mutlu olduğunda, düşüncelerinin pozitifliğiyle seni hiçbir şeyin yıkamayacağını hissettiğin bir anda “benim iyiliğim dış etkenlere bağlı değil, şu anki halim için teşekkür ederim hayat!” deyip psikopatça dünyevi bir hayale kilitlenmediğin zaman hayat sana kapılarını açıyor.

Tam da bu nedenle bu haftaya “ben olduğum için ve bu haftaya başladığım için mutluyum!” diyerek başlayalım ve görelim neler olacak. Hep birlikte tadını çıkarmak dileğiyle…

Görsel:

http://blue-a.deviantart.com

The Journey.