İtiraf ediyorum; ben bisikletime aşığım. Onunla aramda gizli bir bağ var. Bisiklet tepesinde düşünmek benim için yoga, pedalları çevirmek hayatı kazanma hırsım, molalarımsa dünyanın en özgür anları…

Babam bana ilk bisikletimi ilkokulda almıştı. Kırmızı bir Pinokyo. O zamanlar BMX bisikletler modaydı ama ben kırmızı Pinokyo’yu daha çok sevmiştim.

Bisikletim ortaokul bitene kadar idare etti beni. Liseye başladığımdaysa bisikletimle arama mesafe koyduğumu hatırlıyorum. Sanırım sebep öncelikle küçük bir çevre, tipik mahalle baskısıydı. Genç bir kız bisiklet tepesinde hiç yakışık alır mı? Olmaz tabii genç bir kız öyle çocuk gibi bisiklet tepesinde! Ayıp ama kocaman kız bisiklet tepesinde! Ayıp, ayıp, ayıp! Ayıp o kadar yapışmış ki üstümüze, çıkmıyor silmekle. Bisiklete binilecek yaş çoktan geçmişti, en sevdiğim kısa şort ve üstünde hayaller kurduğum bisiklet benim spor hayatımla birlikte emekliye ayrılmışlardı.

Fazla uzun sürmedi ama. Üniversite ardından çalışma hayatı, ayaklarımız üstünde dururken spor ve hobilerimiz içinde zaman yarattı kuşkusuz. Kendi kendinizi ayıplamadığınızda sorun ortadan kalktı gitti. Görünmez zincirlerle bağlandığımız baskılarla aramızdaki mesafe açıldıkça, bırakmak zorunda kaldığımız hatta yasaklanan herşey bize daha çok yaklaştı.

Yeni bisikletim Salcano dağ bisikletiydi. Metalik gri, siyah ve kırmızı renkli. Nasıl desem o ve ben birbirimize çok yakıştık. Dışarıda yağmur yağıyordu, benim tek düşündüğümse yağmur yağarken yeni bisikletimin çamurlanması olabilirdi ancak. Yarını beklemek istemiyordum. O bisiklet ve ben dünyanın en başarılı yarışını çıkarmaya hazırdık. Her gün bindim. Yorulana kadar, karanlık basana kadar, yağmur çamur olsa da. O benim özgürlüğüm ve bence dünyanın en keyifli spor arkadaşıydı. İsveç’e gelmeden önce yakın bir arkadaşım satın aldı. Emin olun çok zor bir karardı. Onu İsveç’e götürmek çok istedim ama olmadı işte.

İsveç demişken;

Tam adı: İsveç Krallığı

Yüzolçümü: 449 964 km²

Başkenti : Stockholm

Para Birimi: İsveç Kronu

Dili: İsveççe

Spora olan ilgileri : Toplam nüfusun %98 i .

Ben geri kalan %2 sınıfına giriyorum şimdilik.

Şimdilik diyorum çünkü bende yavaş yavaş ülkeye alışmaya yeni alışkanlıklar edinmeye başladım. İsveçte yaşıyorsanız bir kere spor yapmamanız mümkün değil. Burada da başka türlü bir mahalle baskısı var. Spor yapmalısın!  70 yaşındaki komşunuz dans kursunda form tutarken, bu karda kışta bisiklete binen insanlara hayretle ve gıptayla bakarken, yakın arkadaşlarınız sabahın 7.30’unda yüzme havuzuna gidiyorlarsa, eşiniz haftanın iki günü floorball takımında oynarken, sadece bisiklete binemezsiniz.

Geçtiğimiz yaz, koşmak için kırk dereden su getiren bana özel giysi ve koşu ayakkabısı alan eşim, Hemlingby adındaki ormana hafta sonları ikimiz için koşu turları düzenlese de, ilk 10 adımlık koşma harekatı kendini yürüme, hatta dinlenme arası yürümeye bırakmıştı. Ama bu yaz için kendimi hazırlık kampına aldığımı söylemeliyim. Ben artık sporun delisiyim.

Anlayamadığım şeyler oluyor bana!? Sporla aramdaki ilişki ”Spor iyi bir şeydir ben de bisiklete biniyorum” cümlesiyle başlar ve biterken, şimdi en az bir İsveç’li kadar istek ve arzu doluyum.

Tutamıyorum kendimi antremanım geldi! Bir an önce pilates yapmam lazım…

Adminin notu:

Düş gören kadının Pervin’in antrenman aşkıyla bir ilgisi yok ama bisiklet aşkıyla var:)