Kollarım düşer benim önce. Çok garip. Kaldıramam. Kalırlar öylece… Elimi kaldırmam gerekse o anda mesela asla becermem.

Kollarımda mı kalbim ?

Gözlerim yaşarmaz o anda… Sesim de titremez. Neden bilmem.

Hatta; daha güzel konuşmaya başlarım bazen. Anlaşılmasın diye o halim, belki bilinçsizce…

Hafifiçe gülümsüyor bile olabilirim, aynaya bakmam gerek anlamam için. Çünkü sadece bir kas hareketidir o da, hissetmeden “gayriihtiyari” yapıverdiğim. Yok kahkaha atmam o kadar da değil!

Ama çok kırılırım ben bazen.

Evet çok. Kollarım düşer yanlarıma. Anlamazsınız ki…

Bazı sıfatları yakıştıveriyorlar bize yaşam yolculuğunda.

Bana, bize, benim gibilere nerde, ne zaman, nasıl oldu bilmiyorum. Yaşamın hangi noktalarında, ne yaptığım ya da yapmadığım için, hangi olaylar karşısına nasıl davrandığım, ne tepki verdiğim-vermediğim için -çok düşünsem de bulamadığım- gerekçelerle olmalı, bu, “güçlü, herşeyi kaldıran, alınmayan, kalbi kırılmayan, anlayışlı” sıfatları yakıştırılmış olmalı.

Muhtemelen benimdir bunun da nedeni. Başka kim olabilir? Yok yeter.

Empati yapmayacağım bu sefer.

Ben değil. Siz yaptınız bunu. Anlamadınız beni. Olmadığım kadar güçlü sandınız.

Oysa ben balık burcuyum. (Burçlara ben inanmam ama siz inanıyorsunuz ya, ondan söyledim!)

On kere izlediğim Türk filminde bile hala ağlıyorum. Küçük Ev dizisinde helak olurdum. Yaşlı bir amcanın araba camından bana hüzünlü bir bakışı geceler boyu uykumu kaçırır.

Elinde olmayan nedenlerle sahip olmadığı şeyler yüzünden aşağılananlara o kadar yanarım ki, bunu yapanlar da genelde o “çok hassas, çok narin”hanımefendilerden çıkar. Bu çirkin yakıştırmaları yaparken bile hassas, zarif, narindirler. Yapma böyle desen de yine onlar kırılır, sen ayıp etmiş olursun!

Birisi sahnede hata yapacak diye ondan çok korkarım, bakamam, tanımazsam da… Ödüm kopar çocukların kalbi kırılacak diye. Çöp tenekesinden artık toplayan çocuk hayali kabusa dönüşür, boğazıma düğümlenir, hiç bir seyden keyif alamaz hale gelirim. Beni yönlendiren en temel duygum “acımak “ hissi. Ama avaz avaz bağırmam bunu. Karşı tarafa haksızlık diye düşünürüm.

Bir şeyler yapmaya çalışırım.

Elimden geldiğince.

Gelirse.

Oysa siz, bir türlü göremediğim o incelikli ruhunuzu hiç başkaları için yormazsınız.

Varsa yok siz. Üstelik bu size söylenemez. İncinirsiniz.

Ama ben güçlüyüm! Herşeyi kaldırım. Nerden çıkarttınız bunu ?

Yoksa, işinize mi geldi biraz?

Narin, kırılgan, zarif hanımefendiler… Prensesler onlar.

Üşütür, midesi bozulur, canı sıkılır, kalbi sıkışır, o dokunur, bu acıtır, burası uzak, orası soğuk, o gelmesin, bu almasın, şu pis, bu anlayışsız, bu akıyor, şu kokuyor, beni de çağır, beni de ara, bana da haber ver, ama bak kırılırım, ay cok üzüldüm, ben dayanamam bakmaya, ben hasassım, hayır diyemiyorum ben, ben çok iyiyim ve tek sorunum herkesi kendim gibi sanmam, ben gelemem eşim gelsin alsın karşıdan, stresim var, görümcem anlayışsız, kardeşim saygısız, eşim duygusuz, komşum umarsız, orası esiyor, burası nemli, o kro, bu köylü, ama yani ben, ben, ben, ben…. ama ben, illa ben, şimdi ben, hemen ben diyenler. İnceliği bencillikle karıştıranlar.

Bunlar hep birinci tekil yaşarlar.

Bir de kendi öz çocukları için. Başka Çocuklar asla değil.

Bu kadar bariz, açıkça, kabaca değil bu istekleri ifade etme biçimleri… Yapmayın! Kibar onlar… Nazik. Alıngan. Yapmazlar öyle kabalık. Hissettirirler.

Biz belli ederiz duygularmızı öyle alenen. Onlar asla. Anlayacaksınız…

Asla gercek hayvanseverlere değil lafım ama sadece sokak hayvanlarına üzülürler bunlar. Bir kediyi kucağına alıp saatlerce herkesin göreceği şekilde sever de sever, yardımcı hanımla aynı asansöre binmez koku bulaşmasın diye.

Onun gittiği yerlere onun gibi giyinmeyen, onun “alt yapısından” olmayan insanlar gelince “burası bozuldu” der. Oralar ona aitdir. Çünkü o zariftir. Hassastır, narindir. Kendisi gibi parfüm kokmayanlara tahamülü yoktur. Hassas olduğu için sadece, yanlış anlamayın.

Biz ise güçlü, herşeyi kaldıran, alınmayan, kırılmayan kadınlarız.

Bir keresinde çok narin, çok hassas bir hanım bana “Sen iş yaşamını, ben çocuklarımı seçtim” dedi.

Pat diye! Öylece!

Ben çocuklarımdan vazgeçerek mi işi seçtim desem? Kabalaşan ben olacağım biliyorum. Öyle demek istemedim diyecek kırılgan bakışlarla.

Gerçek bu, yazıyorum, sadece bunca lafı anlatan örnek cümle diye..

Söyledi işte. Ben güçlüyüm aldırmam ya.

Aynı hafta kızı bana ağlayarak yakınıyordu, annesinin geçirdiği sinir krizlerinde haftalarca onunla konuşmadığını, dinlemediğini, sadece bağırdığı ve ağladığını anlatıyordu ellerime sarılarak… Bizde kalmak istiyordu. O narin ve zarif hanım bunu bilmiyordu.

Siz olsanız çok nazik ve narin bir şekilde lafı gediğine koyarsınız. İtiraf ediyorum “Keşke işi seçseydin sen de benim gibi, bak çocukların çok mutsuz. Değmemiş” deyivermek geliyor bazen içimden.

Sizin pat diye dediğiniz gibi..Ama diyemeyiz biz.

Çünkü siz hassas olan tarafsınız.

Aman aman, incinirsiniz.

Türk filmlerindeki gibi sormak isterim. Nerden çıkarttınız kuzum bunu?

Hiç aklınıza geldi mi? Sizin o, neresi hassas olduğunu anlamadığım, sadece kendine yönelik incelikleri olan ruhunuzdan çok daha incelikli olabiliriz.

Bunu hiç düşündünüz mü? Sadece yük olmamak için yansıtmıyor olabilir miyiz başkalarına sorunlarımzı acaba?

Sorumluluklarımın altından kalkmaya çalışırken biraz tökezlesem, ayarı kaçırsam, bir tarafa biraz fazla ağırlık versem, önceliğim onlardan biraz başka tarafa kaysa, imalar, sitemler başlar.

Taşıdığımız yükü başkalarına yıkmamak için zaman zaman öncelikli kararlar almak zorunda kalırız.

Hata da yapabiliriz elbette.

Bu mu bizi kırılmaz yapıyor? Çözümler üretirken, sorunlarla baş etmeye çalışırken mi çok güçlü görünüyoruz size? Hep sadece kendimizi merkeze koymadığımız, ağlayıp sızlamadığımız için mi bu kadar rahat suçlanıyoruz?

Biz herseyi kaldırırız çünkü. Yok ya!

Vurun ona, o güçlü.

Haksızlık edemem.

Gözümün bebeğindeki ufacık değişimi algılayıp sıkıca elimi tutanlar da var yanımda. Beni gerçekten tanıyanlar. Az da değil nankörlük etmem. En yakınlarım. Sevdiklerim, dostlarım. Çok şanslıyım.

Ama ahh o zarif hanımefendiler siz canımın içleri,

Bakın; geç yaşımda elde ettiğim bu “köşe” den seslenmek istedim!

Bazen, belki siz inanmıyacaksınız ama ben de kırılıyorum. Hem de çok.

Tahmin bile edemezsiniz… Sesimden belli olmuyor. Size mantıklı anlamlı sözlerle yanıt verip açıklama yapmaya da çalışıyorum. Hatta belki bilmeden hafif gülümsüyorum

Bilmenizi isterdim ki benim de kollarım düşüyor.

Fena düşüyor bazen.

Öyle ki elimi kaldırmam gerekse beceremem.

Kalbim kollarımda sanki.

Size belli etmem.

Çünkü kırılma, alınma hakkı sizde sadece. Salt kendisine yönelik incelikleri olanlarda.

Siz narin, zarif prensessiniz.

Bilmiyorum ben neyim?

Tek bildiğim şey, sizin sandığınız o kadın değilim.

Çok şükür ki!