Çok güzel bir güne uyandı bizim köy.

Yağmur toprağı iyice doyurmuş belli. Toprak kokusu, yanına da güneş.

Öyle güzeldi ki başlayan gün, tedirgin oldum. Ocak ayının yirmisinde Trakya, bir bahar gününe değil, bol karlı, bol buzlu bir kış gününe uyanıyor olmalıydı.

Geçen sene bugünlerde olduğu gibi, kar, tenine işlemeliydi yeryüzünün…

Dilerim daha fazla gecikmez gelir. Dünya bize bu yalancı bahar günleriyle sunduğu lunapark sevincini, bir an önce gerçek ihtiyaçlarımızla değiştirir.

Çünkü su’sayacağız bütün yaz.

İliklerimize geçmiş kar suyuna ihtiyacımız olacak.

Su çok olunca herkes unuttu ama kar az olunca su da azalacak.

Geçen sene Türkiye İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin dergisi için bize verilen şu bilgiyi okuduğumda, gerçekten sarsılmıştım.

“Su, insan varlığının vazgeçilmezi ve her gün 3900 çocuk su kirliliği ve hijyen eksikliğinden yaşamını yitiriyor. Her yıl kolera da dahil olmak üzere 1.8 milyon insan enfeksiyona bağlı bağırsak hastalıkları sebebiyle ölüyor. Biliyor musunuz, bu rakam her yıl 15 adet öldürücü Tsunami veya her gün 747 Boeing uçak kazasının sebep olacağı ölü sayısıyla eşit. Tek bir Tsunami veya uçak kazası ile ilgili oluşan sosyal depremi düşünelim ve bunu verdiğimiz rakamlarla çarpıp sonucu hissetmeye çalışalım. Şu anda dünyanın en önemli gündeminin bu sonuçlar olması gerekmiyor mu?”

Baharı seviyorum elbette, ben de istiyorum gelsin.

Ama susuyorum çok.

Filbahrim, gülhatmim, kayısım, elmam hepimiz susuyoruz.

O yüzden kar bekliyor benim farkındalığım.

Gözleri havada.