Winston Churchill’in meşhur kedisi Jock ile sürekli tartıştığı söylenir. Ama sanmayın ki Churchill kediye bağırıp durmakta, Jock ise bir köşede onu dinlemektedir. Hayır, Jock kesinlikle tartışmanın aktif taraflarındandır! Görenler Churchill’in Jock’u, Jock’unsa Churchill’i hiç dinlemeden birbirlerine söylendiklerini aktarırlar.  Bir gün tartışmaları çok alevlendiği sırada başkan kedisine “defol evimden!” diye bağırır. Jock ise kapının eşiğine kadar gider, orda kafasını Churchill’e çevirerek aksi bir tonda uzunca mırıldanır, sonra da kedi kapısından çıkar gider. 3 gün ortada görünmeyen kedi başkanı o kadar pişman eder ki Churchill evinin penceresine “Kedi, herşeyi affettim, evine dön” yazdırır. Ve Jock aynı gün muzaffer bir havayla eve geri döner.

İnsanlar kesinlikle ikiye ayrılır: kedisevenler ve kedisevmeyenler. Bu iki kutbun uzlaşması ihtimali Zsa Zsa Gabor’un geçtiğimiz hafta kesilen bacağının yeniden büyümesi ihtimaliyle aynıdır. Ben bir kedisever olarak subjektif bir yazı hazırladım, uyarmadı demeyin.

“Kedilerle insanlar arasında ki en büyük fark: biz kediler hayatımizı yaşarız, oysa insanlar hayatlarıyla dövüşürler…”

78992kedib-191x300  “Kedi Mektupları”Bu cümle Oya Baydar’ın Can Yayınları’ndan çıkan ve 1993’te Yunus Nadi roman ödülünü alan eseri “Kedi Mektupları“nın baş kahramanlarından birinin incisi. Herşeyi çok güzel özetliyor aslında, ama yine de amacımıza sadık kalıp kitabı biraz tanıtalım: Kedi Mektupları, Berlin Duvarı’nın yıkılışının ve Türkiye’de “komunist” avının başlamasını takiben canları ile birlikte yurtdışına kaçan dönemin siyasi mültecilerine mercek tutarken onların vatanlarından uzakta kendilerini, ideallerini ve birbirleriyle ilişkilerini sorgulayışlarını sahip oldukları kedilerin gözünden aktarıyor. Her ne kadar kitabın –hikayedeki- yazarı bir insan gözüyle kedilerin hayatlarını anlattığını iddia etse de önsözde kedi Nina’nın dediği gibi “Bu hikayede kedilere ilişkin dişe dokunur, yeni bir şey yok, ama insanları yakından tanıyıp anlamak isteyen kediler için çok yararlı bir kaynak… Hanımımın kedileri anlattığını sanırken aslında kendini ve kendi gibileri anlatması, edebi açıdan büyük bir eksiklik. Bu belki de onun kötü bir yazar olmasından değil de insan denen yaratığın kendine dönüklüğünden, doğayı ve hayatı bütünlüğü içinde kavrama yeteneğinden yoksun oluşundan kaynaklanıyor.”

Oya Baydar’ın Türkiye’nin o dönem maruz kaldığı ağır “Komünizm kötüdür” propogandası ile bireylerin “Ama bu komünist çocuklar pırıl pırıllar, dillerinde barış var” düşünceleri arasındaki çatışmayı akıcı diliyle o kadar güzel yedirmiş ki romanın satırlarına, hayran kalmamak elde değil. Yine Nina’nın ağzından dökülen şu cümle ise şüpheye yer bırakmıyor: “Kimse aç kalmasın, kötülük olmasın demekte kızılacak ne var, kim istemez ki bunu? Biz kediler hepimiz komünistiz demek ki!”

Kedi Mektupları dünya edebiyatında çokça örneği olan kedilerin dilinden yazılmış romanların Türkçe’deki tek temsilcisi. Kedi karakterlerin isimleri bile çok şey anlatıyor aslında. Kitabı bir solukta okuyacağınızdan ve sonunda kendinize, tüm metin boyunca hem kedilerin hem de sahiplerinin kendilerine sordukları o meşhum soruyu soracağınızdan eminim.

Ama dikkat: “O soruyu soran insan bir daha huzur bulabilir mi?

O soruyu soran kedi, kedi olarak kalabilir mi?”

Görsel, yazara aittir: Children of Sanchez