Bulaşıcıdır yazma isteği. Bayankuş.com bunu kanıtlıyor. Yazmak istedim diyen mesajlar geliyor.Eşimin annesi telefonda keşke ben de yazabilseydim diyor. Amerika’dan Zeynep, ben de varım diye yazıyor. Yazı var son günlerin gündeminde. Yazı. Yazın. İnsanın en güçlü terapisi bana göre. Yıllar önce yazdığım bir yazı, kendini anımsattı ve arşivden çıkardı. Paylaşmak istedim.

Yazarak Tedavi

Aylar geçiyor. Sınırlar daralıyor. Yazamama hastalığına, yazarak tedavi ile deva bulmaya çalışıyorum. Birinin bana, mecbur değilsin yazmaya rahat bırak kendini demesine ihtiyacım var ama birlikte uyuduğum adam dahil herkes tersini düşünüyor.
Ben hala öykümü arıyorum. Bu aramanın ve bulamamanın suçlusunu buldum düşünürken… Bir yazar –kimdi anımsayamadım- bir yazısında “her amatörün yaptığı gibi kendi yaşamını anlatmaya çalışmak…”diye başlayan bir cümle kurmuştu. Kendi öykülerimden ayrı düşmemi sağlayan işte bu cümle. Sanki otorite o, bu cümle de her durumda doğru imiş gibi… kendimden ve öykülerimden uzaklaştım, korktum.
Oysa bir zamanlar kendi öykülerimi yazarken nasıl da korkusuzdum.
Kitapların arasında gözlerim kapalı dururken uğulduyor başımın içinde bir şeyler… Ben her sesi duyuyorum, her kokuyu alıyor her acıyı, her sevinci tenimde hissediyorum.
Yazmanın sihri bu.

Müfit Dayı 60 yıla yakın bir zamandır biriktirdiği ve herşeyden çok sevdiği kitaplarını bana verdiğinde, bir gece içinde, başka birine dönüştüm.

Her kitaba hoşgeldin demek, her bir cilde kısacık da olsa dokunmak ve kokuları içimde duymak, bu kadar kitabı nasıl hakettim diye canlı yayınlarda feryat etmek istedi canım.

Kitaplar geçici yerlerine geçtiler ve ev bir daha asla eski sessizliğinde olamadı. Rafların sakinleri geriye çekildiler ve birer mülteci gibi ayrıksı duran, kimisi genç kimisi yüz yaşını aşmış konuklarla tanışmaya çalıştılar.
Evdeki sesler giderek yükseldi.

İnce Memed ile Anna Karanina birbirlerine dayandılar uyumak için. Daha genç olanlar, iletişim çağında doğmanın cesareti ile sabahlara kadar konuştular. Orhan Veli, Bukowski’ye rakı ikram etti. Henry Miller, Tezer Özlü’nün derinliklerinde kayboldu. Oysa en yakınında sayardı kendini bitiş çizgisinin… Şimdi sorsanız Anais mi Tezer mi diye kafası karışır bir an eminim…

Budha ve Mevlana konuşmadan anlaştı camekanlı dolapta. Öyle bir anlaşmaydı ki, Büyük Atlas kendini işlevsiz hissetti bir an. Yer yok, zaman yok, sınırlar, dağlar, denizler yok oldu. Birin birle buluştuğu ve bir kalmayı başardığı bir andı o.
Bir tek an.
Kitaplar.

Bu olağanüstü görseli ve devamını www.charleswysocki.com da bulabilirsiniz.