Arayış: Mutluluğa Yolculuk
Insanlık aslında mutluluğu arıyormuş varolduğundan bu yana. Yani bir rivayete göre. Yaptığımız herşeyi “mutluluğu” bulmak için yapıyormuşuz. Kimbilir, belki de öyledir.
Eskiden kimse mutluluğun anlamı nedir diye böylesine yoğun sormaz, “mutluluğu bulmak için ne yapmalı, hayatı nasıl yaşamalı” diye yırtınmazdı. Acaba atladıkları birşey mi vardı? Hayat akar giderdi sanki; kahkahalarla, dostlarla, akrabalarla. Bazen rutin geçen günlerle, bazense her günü farklı heyecan dolu aktivitelerle… Sanki mutluluk aranıp da bulunan birşey değil, yaşamın ta kendisiydi. O zamanlar işte…
Şimdilerde daha çok sorar olduk “mutluluğa varmak için ne yapmalıyız” diye… Varılan bir nokta olarak gördük onu, yaşanan bir süreç olarak görmek yerine…Sürekli arayış halinde, bilinçli ve farkında olarak debeleniyoruz böylece. Onu bir gün bulmak ve bir daha hiç bırakmayacak olmak ümidiyle. Öyle bir arayış ki bu, yogalar, pilatesler, alışverişler, yüksek ünvanlı kariyerler, altı haneli maaşlar bile mutluluğa ulaşmamıza yetmedi. Ona ulaştıkça onu kaybeder, onu kaybettikçe yeniden arar olduk böylece. Dönmedolap misali, bu döngü başımızı döndürse bile…
Döngüyü körükleyen kişisel gelişim furyası telkinlerimiz arasına çok güçlü mantralar da ekledi:
“Istediğiniz herşey olabilirsiniz, yeterki isteyin”.
Her gün, günde 2 ölçü alır olduk.
Yine de olmadı.
Yeterince istesek mutluluğu bulur, onu elimizde tutardık oysa ki. Öyle inandırıyordu bizi, günde iki doz aldığımız mantramız. Gerçeklerse yetersizliğimizi yüzümüze çarparcasına kuvvetli, mutsuzluğumuza tuz biber olurcasına endişe edici duruyordu karşımızda…
Istediğimiz herşey olabilir miyiz gerçekten? Mutluluk burada mı saklı?
Maslow teorisinde yanılmış olabilir mi?
Bilemiyorum.
Tek bildiğim insanın hiç bir yere değil, sadece kendine yolculuk yaptığı konusunda ki inancım. Arayışa gelince, eskiye, taa o eski zamanlara dönmek gerekecek belki de, mutluluğun yaşamın kendisi olduğunu tekrar keşfedebilmek için.











bir insanın bir uyaran karşısında herhangi bir “an”da nasıl davrandığı ve neden öyle davrandığı ve de ne hissettiğini belirleyen şey kişilik yapısıdır. “an”ların toplamını hayat diye yorumlarsak kişiliğimizin yaşam boyu önemini kavramış oluruz sanırım.
yani on kişilik bir grup yoga yapıyorsa bundan içselleştirecekleri enerjiler kişilik durumlarına göre farklılıklar gösterecektir, tıpkı yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi. işte sürekli bir mutluluktan söz edemeyeceğimiz gibi, sürekli bir hüzünden de söz etmememiz, her ikisiyle de “baş edebilme yeteneği”ni geliştirmiş, yani ruhsal ve bedensel uyumumuzu sağlamış olmalıyız ki duygulanımlarımız yerinde ve sağlıklı olsun. işte bütün bunları bize sağlayacak sağlıklı kişilik yapımız her birimizin hayatlarındaki üç ergenlik döneminde oluşmaktadır. o dönemlerde anne, baba, çocuk üçlemesi doğal kompleksleri sağlıklı çözebiliyorsa erişkin olduğumuzda “mantra”lara ihtiyaç duymayız, ama o dönemlerde oluşan sorunlar tüm hayatımız boyunca, bir şeylere yetişmemiz “hezeyanını” bize yaşatır, çünkü içsel planda hep bir şeyleri ıskaladığımızı düşünürüz; ki bunda da haklılık payı vardır, ıskalanan şey gerçek “ben”dir….
)
link teki yazı yı günde 1 defa okumak her bünyeye yararlıdır.
seküler dünya,yolculuğun sonunu göstermiyor.bitmeyen bir film.dizi gibi.hep bir sonraki bölümü bekeltiyor.hep bu yolculukta yaya bırakıyor.ve maalesef mutluluğa ulaşamıyoruz….
hayat basittir.basit yaşayan mutluluğa ulaşaır.
Çok güzel ötesi bir anlatım olmuş tebrikler… bu cümle yeterli zaten üstünde dönüp dolaşıp düşünmek için: “Sanki mutluluk aranıp da bulunan birşey değil, yaşamın ta kendisiydi. “
Hüseyin bey, teşekkürler, çok güzel bir yorum olmuş.
Feyzi bey, katılıyorum, basit yaşamak güzeldir
GQ’nun erkek modelinin Ayşe Arman’la yaptığı roportajı hatırladım. Model Fransa’da köyde telefonsuz bir ortamda yaşadığını söyleyince, Arman inanamıyordu. Nasıl olur? Galiba eğitim sistemleri, kurumlar, aileler de bu durumu körüklüyor. Aynen bazı mesleklerin üstün görülüp diğerlerinin aşağılanması gibi. Artık herkesin CEO olması isteniyor, gelir potansiyeli sebebiyle. Dünya ne sıkıcı olurdu Enron’ları yönetenler x 10 olsaydı!
Gözde hanım, teşekkürler. En sevdiğim cümleyi çekip almışsınız. Sağolun.